Aralık 29, 2016

yeni yıla yeni bir şehirde!

why I don't go with it then!

dün akşam thy'nin türkiye içinde ve dışında ahl'ye olan 23 seferini yılbaşına kadar iptal ettiğini öğrenince aldı beni bir endişe. allam dedim, gelemeyecek bu çocuk. hayır geçen sene de amerikalıyı gönderememiştim, havaalanında saatlerce bekledikten sonra geri dönmek zorunda kalmıştık. allam ne new year's eve'miş, hep gözüm yollarda.

neyse..
bir mesaj gönderdim, thy'de sefer iptalleri var, belki kendi uçuşunu check etmek istersin, filan gibisinden..

benim bu whatsapp'taki mavi tik'e ve last seen'e alerjim var. asırlardır kapalı. ama özellikle son günlerde mesajlarıma jet hızıyla yanıt veren sevgili tinder arkadaşıma dün gönderdiğim mesaj bir türlü gitmedi. sonra bütün gece gitmedi. hatta bir ara kedilerin koşturmacasına uyandığımda saat 3-4 sularıydı hâlâ gitmemişti. dönüş yolunda mı, yoksa seks turizminin çok popüler olduğu o tropik ülkede icraat peşinde mi, yoksa iki gün önce bana söylediği üzere telefonunu kapattı ve yazıyor mu, bilemedim. dert de etmedim. sonra sabah 7 gibi uyandım. 10 dakikadan kısa bir süre içinde bana kaldığı yerden bir foto gönderip haftaya geleceğini söyledi. anladım ki burada sabah olmasını beklemiş yanıtlamak için.. tabii bu da bendeki olumlu imajını pekiştiren bir etmen oldu. çok tatlı. sabırsızlanıyorum biraraya gelmek için. <3 (lütfen bunda da bi saçmalık olmasın, lütfen sevgili evren.. çünkü bu çocuk benim kavgalara sebep olan kriterlerimin büyük bölümünü karşılıyor, biliyorum, lütfen bana bunu yapma!)

ben de o gazla yılbaşını istanbul'da kutlamamaya karar verdim. öyle ya da böyle en fazla 2 yıl içinde bu şehirden taşınacağım, bu hedefi geçen yıl koymuştum kendime hatırlarsanız. o günden beridir de zaten istanbul'da artık bir turist gibiyim. o yüzden yeni bir yıla da burada girmenin bir anlamı olmaz, diye düşünerek bolu'da yaşayan bir arkadaşıma kabul ederse oraya gitmek istediğimi söyledim, ses verince de gidiş dönüş biletlerimi hemen aldım.

böyle işte..

ps: dünkü gerilim dolu halimden eser yok. hatta bir karar aldım, önce irlandalıyla görüşücem. hatta tipini beğenirsem yatabilirim bile. :D

ps II: size ekserinizden daha cool olduğumu söylemiştim di mi? ;)

sevgiler
jk



Aralık 28, 2016

up and down and up and down and up and down!


oğlum kim diyo lan "ilişkinin en tatlı dönemi o heyecanlı başlangıç evresi" diye? kim çıkarıyor böyle antin kuntin şeyleri? sakın ola yanımda yöremde böyle abidik gubidik bi laf etmeyin, kürekle vururum ağzınızın ortasına, uf olursunuz. gözümü telefondan alamıyorum. sürekli değişen bir ruh hali içindeyim. bi an süper hissediyorum. heh, bak şimdi dünyayı yörüngesinden oynatıcam hissi geliyor, yarım saat sonra içime bi sıkıntı çöküyor, paranoyakça "ulan acaba bi yerlerde bomba filan mı patladı" diye sıkıntı içinde twitter'a boş gözlerle bakarken buluyorum kendimi.

ne enteresan insanlarsınız ya. ne biçim hayat bu yavrum evladım, sapık mısınız lan? bunu mu seviyorsunuz? allaam şu anda kaburgalarımı açıp içine baksam iç organlarımı kurtlanmış bulabilirim, öyle bir garip ruh halindeyim. bana mı acaba böyle oldu, diye düşünmeden edemiyorum. ama neden olsun ki! sonuçta ben genel itibarıyla ekserinizden daha cool ve umursamaz bir insan olduğumu biliyorum. eğer ben böyleysem aklımda bazı tipler var, onların böyle zamanlarda evde histeri krizi filan geçirdiklerini düşünüyorum.

sakın ola, kimse bana ilişkinin o eski helecanı kalmadı, mik mik filan demesin! ciddiyim. beni akıl sağlınızdan şüphe ettirmeyin.

ilişkinin en güzel zamanı aynı battaniyenin altında oturup sosyal medyada arkadaşlarla goygoy aşamasına geçtiğin, twitter'a baktığın, akşam yemeğini dışardan mı söylesek yoksa yapsak mı, diye tembellikte zirve yaptığın (telefonum çaldı, koltukta sıçradım -_-), bütün bu gerilimlerin uzak bir hayale dönüştüğü zamanlarıdır. itiraz istemiyorum, dağılabilirsiniz!

sevgiler
jk

ps: telefonumu tuvalete atıp üstüne sifonu çekmem an meselesi!
ps II: ya da koşarak savcılığa gidip "kasten adam öldürmeye teşebbüs" suçlamasıyla dilekçe de verebilirim. her şey mümkün şu anda.
ps III: resmen bir iltifat yaşam kalitemi dibe çekti. o da nerden bilicek tabii, iltifat filan alerji yapıyor bende.



Aralık 27, 2016

tinder maceralarım vol.2: nasıl aşık oldum =P



bir almanla görüşüyorum. aklımın bir köşesinde hep. önceki post'ta da kısaca bahsetmiştim çünkü ağzımda bakla ıslanmaz kendimle ilgili konularda. baya ilgimi çekmiş durumda şu anda. o da -en azından tanıdığım, işittiğim kadarıyla- pek alman gibi değil, ilgili davranıyor. hatta bugün baya "yürüdü" ve tabii ben çok heyecanlandım, hoşuma gitti ve utandım aynı zamanda. akabinde tabii ki çok saçmalamış olabilirim. genelde saçmalarım çünkü öyle zamanlarda. -_-

e ne var bunda, tarihte ilk sana mı yüründü, diyebilirsiniz, eyvallah! lakin biz tinder'dan tanıştık ve henüz o yurtdışında olduğu için birbirimizi hiç görmedik ve ben şu anda olması gerekenden bi tık daha yoğunlaşmış olabilirim çocuğa. hiç benlik değil bu tutum çünkü hiç acımam başkası yapsa çok pis eleştiririm böyle şeyleri. "mal mısın lan hiç görmediğin herifin nesine tutuldun bu kadar" derim yekten. böyle gözlerimi devirip sonra da küçümseyici bir surat ifadesiyle bakarım uzun bir es verip. hiç daha nazikçe ifade etmenin yollarını aramam filan. kabalık konusunda çok straight forward'ımdır ama olumlu duygularımı ifade etmeye gelince -sanırım çok örselendikleri için- aşırı şekilde zorlanabilirim.

offf bilmiyorum. hayatımın en uzun 10 gününü geçirdim, bir an önce dönerse süper olucak. görmek ve daha yakından tanımak için sabırsızlanıyorum. ne niyetle girdim tinder'a ne buldum! valla kezbanın tekiyim ben de he, hiç goygoy yapmayayım bundan sonra. bu date, sevgili vs olaylarına uzun bir ara verdiğim için olsa gerek kendimi de tanıyamıyorum şu anda, olayım ne la benim?

sevgili okur, zaten 3-5 kişiyiz lütfen nazar değdirme üzme beni. crossfinger yapıp evrene benim için pozitif enerji gönderin bu postu okuduktan sonra olur mu?

seviyorum sizi..
jk

ps: tabii ki aşık değilim, başlık komikli olsun, diye öyle dedim. ama olabilmeyi de istemiyor değilim sevgili bilog. yalnız duvara çarpmaktan da ölümüne korkuyorum, şans dileyin.


Aralık 22, 2016

online dating app ile sınavım


dünyanın en tuhaf şeyi oldu. bir akşam tinder'dan öylesine konuştuğum biriyle bir etkinlikte burun buruna geldim. officialy ölüyorum sandım gerginlikten. ne alaka? neredeyse 20 milyon insanın yaşadığı bir şehirde bunun olabilme ihtimali lotonun çıkabilme ihtimali kadardı galiba ve oldu. selam filan vermedik birbirimize ve ben buharlaşıp uçmak istedim. insan hazırlıklı olmayınca özel alanına saldırı varmış gibi hissediyor. yalnız karşılaştığımızda beden dilinden onun da biraz utandığını fark etmem, rahatlatıcı oldu.

bu arada ismini bile hatırlayamadım, yanımdaki arkadaşıma kısa bir özet geçtim ama o da ikna olmuyor ismini hatırlamayışım nedeniyle. halbuki sadece bir hafta içinde 20'den fazla insanla tanışıp yazıştığımı bilse ikna olurdu, neyse ki sonra açıp gösterdim. yurdum insanı böyle durumlarda çok enteresan olabiliyor.

brit'i bilmem de meslektaş ve ortak arkadaşımızın olduğu bir almanla tanıştım, şu anda x-mas nedeniyle istanbul dışında lakin hiç alman gibi değil, daha konuşkan, brit gibi sululukları da yok. bence enerjimiz tuttu, dönmesini bekliyorum ben davet edicem dışarı. wu-hu! bazen inanılmaz target oriented olabiliyorum. şu anda olduğu gibi.

tinder'da ayrıca bir rum, bir amerikalı, iki türk, bir alman ve bi londralıyla daha konuşuyorum. şimdilik içlerinden ikisiyle görüşmeyi düşünüyorum. bakalım gelişmeleri aktarırım.

sevgiler
jk





Aralık 20, 2016

why dont I go on a date with turkish guys?


"cuz they are terrible cheaters." answer is easy, simple and quick. besides many bad attitudes they have, that's it, they are terrible cheaters!

I have opened a tinder account just a week ago (and frankly I'm quite having fun.) During the same week I've seen "lots" of my male friends who have married or in a relationship on tinder.

and the last one was fucking dissapointing for me. couple min ago, I was swiping to left without making effort and thinking too much which is pretty comfortable. I just stopped suddenly cuz I've seen one of my married happily ever after male friend. his facebook profile photo was looking at me with smiling! after getting over that short state of shock, I came to myself and mumbled: "that's why I no longer go on a date with Turks and have sex."

he has a very beautiful, smart and loyal wife who are married for 4-5 years and they were living together before than that for couple years more. judging him is not my business on the other hand, as an outsider, I cant stop myself to think that he doesnt deserve my friend "at all". he is short -his wife is taller than him-, chubby, almost bold, have an average salary -his wife is making her own money at least as much as him if it's not more-, etc. I mean he has nothing particular to attract a woman. and I was believing -till a few sec ago- that he has nothing particular in a materialistic way but a good heart and honesty which are fair enough for a marriage/serious relationship.

I will not question why he is an asshole or how can be courageous that much. I didnt think even a second why he has a dating app on the phone or didnt doubt that he is a cheator or not. obviously if he didnt cheat on her yet, he is looking for an opportunity. I feel deeply sorry for her and I dont know whether I should tell her or not.

as a person who has been cheated on couple times by couple different turkish ex boyfriends, that's why I no longer go on a date with turks.

here is the answer.

ps: I was considering to post in english for a while but I couldnt do that till now for some reason. I dont know why but suddenly I've started to write in english, so I would like to announce that I will continue to write in both languages from now on!

kisses
jk




Aralık 19, 2016

I wish me a merry x-mas!

no offense.. nazar değmesin diye şey yaptım. tahtaya vur, sonra oku. :p

yeni bir iş anlaşması yaptım. şu kısa ömrümün bir milyonuncu işine başlıyorum. bir sürü de "brand new" planım var. ama işte o planların hepsini hayata geçirebilmek için ayda 10 bin tl kazanmam gerekiyor ki elbette 29 yaşında öyle bir para kazanmıyorum.

2016 bok gibiydi. 2017'den genel manzara itibarıyla gram umudum yok. ama sanırım 2016 şu desperate hallerime bakıp gider ayak "dur lan şuna azcık moral olsun, bu kadarını da hak etmiyor" diyerek bana iki küçük şirinlik yaptı. biri -dreams come true- henüz netleşmedi -çok istiyorum tabii, nazar değdirmeyin gözlerinizi oyarım- ama başka bir ülkenin bir yayın organına telifle yazmak :) yani her an istanbul'dan bildirebilirim ki o ülkeye de insanlarına da -arkadaşlarımdan sebep- acayip sempatim var. bu arada bu iş -umarım olur- olursa komşu ülkesinde kovaladığım burs için de çok etkili olacağını düşünüyorum.

diğeri yeni iş anlaşmam.. babam ve annem lise mezunu iki insan. üstelik iyi bir üniversitede yüksek eğitim almış, iyi seviyede yabancı dil bilen biri olmama rağmen sosyo-ekonomik piramitteki yerimiz aynıydı efendim, hatta o kadar ki yıllarca babamın emekli maaşı kadar kazanamadım. bu yeni pozisyonla resmi olarak artık "üst orta sınıf" kategorisine kayıyorum ki olması gereken başından beri buydu, çok geç kalmıştım zaten.

tabii 2017 kapımızda memleket bok kokuyor. ben de bir süredir bireysel kurtuluşuma odaklanmaya çalışıyorum zaten. hemen iki küçük seyahat planı yaptım. biri iran diğeri norveç olmak üzere -bi aksilik çıkmazsa tabii-. iran'a ilkbahar'da oslo'ya da yaz aylarında gitmeyi planlıyorum. bu iki seyahatle ilgili güzel başka detaylar da var ama onlar bana kalsın ;) sonuçta iran'a da oslo'ya da birkaç yıldır gitmek istiyordum ama zaman ve finans sorunları yüzünden hep son dakika ertelemiştim. aslında yunanistan da var kafamda ama onu erteleyebilirim.

küçük bir estetik operasyon planlıyorum. bu yıl içinde evet. nasıl olucak, iyi doktor bulup güvenebilecek miyim en küçük bir fikrim yok. ve çalışırken ne kadar izin kullanmam gerekecek, onu da bilmiyorum. ama yıllardır üstünde düşündüğüm için kararımı yüzde 80 vermiş gibiyim, araştırma aşamasına henüz geçmedim. seyahat planlamakla meşgulum aslen.

ve tabii son ve en önemlisi kaçış planımın olmazsa olmazı, para biriktirmek. mümkün olan en yüksek seviyede para biriktirmeye başlıyorum ocak itibarıyla. bugüne kadar hiç yapmadım ve/veya yapamadım ama artık yaş 30'a dönerken ve bize yaşayacak bir ülke kalmazken tabii ki en önemlisi para biriktirmek ki atlayıp gidebileyim.

hepimize bu ülkede huzur, mutluluk, sağlık ve refah içinde yaşayabileceğimiz, rüzgarın tersine döndüğü ve karşısına çıkan herkesi ve her şeyi silip süpürdüğü bir yıl diliyorum, "bizlerin" gönlüne göre olsun umarım. umutsuz başladığımız 2017 biterken mutlu bi şaşkınlık haliyle sarılalım birbirimize dilerim ki. didişsek de gönüller bir, biliyorum siz anladınız beni.

ps: bu arada tinder'dan bi uk vatandaşı buldum burda yaşayan.. kendinden 10 yaş büyük biriyle çıkar mıydın, diye sordu ben de "yapmadığım şey mi, ayıp ediyorsun :p" demedim tabii. o minvalde bi yanıt verip kabul ettim. date'e gidicem ama çok da emin olamıyorum. çünkü hemen "dear" filan diye konuşmasına azıcık kıl oldum. hangi milletten olduğundan bağımsız olarak bu tavır biraz cheesy! tavsadım azıcık, sürüncemedeyim. beautiful, beauty, gorgeous, dear, lady filan.. ışık hızında ekşiyorum.

ps II: ah ah! neredeyse unutuyordum, azıcık evin dekorasyonunu da değiştirmek istiyorum çünkü çok sıkıldım, taşındığım gibi duruyor, nerdeyse hiçbir şey almadım sonrasında. her ne kadar bütün alışverişi ikea'dan yapıyorsam da -hele şu son dolar kurundan sonra- bi miktar daha masraf demek. -_-

ps III: bu yıl krav maga'ya başlamak istiyorum.

ps IV: bence ben yılbaşı bileti alayım, başka türlü sizin de gördüğünüz gibi yine olmuyor, yine olmuyor. çünkü şimdi de çok zamandır ertelediğim her şeyi tek kalemde yapmak istiyorum.

sevgiler
jk




Aralık 05, 2016

tartışma kültürü yoksunluğu ve ilişkilenme biçimsizliği üzerine..

lingvistov instagram sayfasından alınmıştır :)


türk insanı tartışma kültüründen yoksun ve aciz. (twitter'daki eyyorlamama buradan devam edeceğim, yeterince enine boyuna irdeleyemedim konuyu.)

geçtiğimiz günlerde kızkardeşimle tartıştık. Tartıştık diyorum ama tartışma değildi o, aslında türkçe'de o durumu tanımlayan bir sözcüğe ihtiyacımız var. çünkü bizim tartışma sandığımız şey evrensel normlarda tartışma değil. tartışmada yeterli argüman üretemeyen, kendini iyi ifade edemeyen ya da içten içe haksız olduğunun farkında olan taraf saniyeler içinde olayı çingene kavgasına dönüştürüyor. çünkü gelenek bu ve zeka seviyesi ancak bu kadarına yetiyor.

ben de o ilk tartışmada ikinci dakikadan itibaren çirkinleşen insana hiç katlanamıyorum. direk kapadım telefonu, daha da mümkünse görüşmeyelim uzunca bir süre.

artık şaşırmıyorum. türk insanında sevmediğim birçok şeyi kendi ailem yaptığında ya da ben yaptığımda da eleştiriyorum, hatta her zamankinden daha acımasız şekilde. beni türk insanından ayıran tek şey ve yaşadığım topluma bunca yabancılaşmamın tek nedeni bu bence.

aslında düzgün bir eğitim sisteminde benim kızkardeşim de görüşmediğim pekçok arkadaşım da "nasıl tartışılacağını" öğrenmiş olurdu. tıpkı "nasıl öğreneceğini", "nasıl doğru bilgiye ulaşacağını", "nasıl delirmeden/küfre ya da hakarete sarmadan yahut ad hominem yapmadan kendini ifade edeceğini" de.. yahut bir tartışmada mühim olanın o tartışmayı kazanmak değil, uzlaşmak olduğunu da öğrenmiş olurdu.

ilginçtir kavga ede ede, mücadele ede ede bunu grandma g'ye öğrettim, valla 70 küsur yaşında kadın saçmalamaya başlamadan önce baya bi mantıklı argüman üretebiliyor. ama gördüğüm kadarıyla birçok "üniversite eğitimi almış", "genç" insan tartışmaktan aciz. çomarları saymıyorum bile, ben onların önemli bir kısmının görünüm itibarıyla bol sinirli bir löp etten fazlası olmayan bir beyin taşıdıklarından bile şüpheliyim. neyse..

şimdi uzatmak istemiyorum. sadece birkaç conversation örneği yazıcam ve yorumu size bırakıcam.

-şimdi bu az gelişmiş ülkelerin genel sorunu bence.
-katılmıyorum büyük oranda kültürel olduğunu düşünüyorum. çalışma disiplini bizde yok, araplarda yok. ama azerbaycan mesela bizden daha gelişmiş bir ülke mi, onlar neden bizden daha disiplinli bir çalışma anlayışına sahip.
-tabii ki azerbaycan bizden daha gelişmiş.
-nasıl ya? azerbaycan'ın gdp per capita'sı hdi'deki yeri ne? ya da qatar az gelişmiş ülke mi?
-ya ben onlara da pek inanmıyorum gerçi.
-nasıl yani?
-yalan dolan o rakamlar.
-iyi de xx'cim eğer az gelişmiş, gelişmiş ülke gibi "definition"ları kullanıyorsan onların baz aldığı verileri de pekala kullanabilirsin.
-(kısa bir sessizlik) sokakları, mimarisi filan bizden daha iyi azerbaycan'ın.
-o sovyetler etkisi... (konu artık çoktan bağlamından koptu bu arada gördüğünüz gibi)
-ya bilmiyorum bence sen çok genelliyorsun.
-?!?!?!?!?! error ?!?!?!?!?!

**

+hayır öyle olmadı. o sana yardımcı olmaya çalıştı önce sonra sen onu tekrar aramayınca sinirlendi her şeyi ortaya döktü.
-tamam işte ben de bunu diyorum. ilk işine gelmediği anda düşmanca tavırlar sergilemeye başlıyor AA ve dedikodu yapıyor.
+hayır dedikodu yapmadı. o öyle dedi, bu böyle yaptı (gereksiz ve anlamsız detaylara boğmakta ve dinlememektedir)
-bir saniye dinler misin?
+bla bla bla. (aynı terane..)
-bi dinler misin? (10'uncu tekrardan sonra susar)
+x'in tekrar evlendiğini kimden duydun?
-bilmeyen mi vardı onu?
+x seni arayıp "ben tekrar evlendim, aile arasında bir nikah kıydık," mı dedi?
-onu zaten herkes biliyordu ki bla bla bla (laf kalabalığı)
+soruma yanıt ver ya seni arayıp sana mı söyledi?
-hayır.
+kimden duydun?
-AA'dan.
+ben de ondan duydum. ben işte bunu söylüyorum, güvenip bir şey söylüyorsun yarım saat içinde "benden duymuş olma ama" diyerek 10 kişiye dağıtmış oluyor haberi.
-bla bla bla. o zaten herkese söylemişti. seninle ilgili ne söyledi bana söyler misin?
+o zaman neden "benden duymuş olma" diyerek anlatınca ben kadın arayıp ona sırrını verdi ve dertleşti, anlıyorum. o da herkese yaydı. bu bana etik gelmiyor AA çok dedikodu yapıyor, lütfen bana savunma. ayrıca sana söylemicem çünkü taraflısın. avukatlığını yapma bana AA'nın.
-ben kimsenin avukatlığını yapmıyorum, sen onu götünden anlamışsın.
+neyi götümden anlamışım ya, kendine gel. herkesin bildiği bir şeyi sen "benden duymuş olma" diye mi anlatırsın?
-bla bla bla. herkes zaten biliyordu o sana yardımcı olmaya çalıştı. mik mik zik zik. sen de aramayınca sinirlenip anlatmıştır.
+ya tamam lütfen bu kaçıncı?! sen tarafsız bir gözle bakmıyorsun, kapatalım bu konuyu, seninle AA yüzünden yine tartışmak istemiyorum.
-arama o zaman josephine.
+iyi, peki bir daha aramam. saniye beklemeden telefon kapanır.

mesela ben şu ikinci örnekteki tartışmadan sonra yüzyıl geçse aramam, biliyorum. o benim için tabir-i caizse yüzgöz olma sınırı. amacın karşındakini kırmak pahasına da olsa o tartışmayı kazanmak mı? iyi al senin olsun ama bi daha görüşmeyelim mümkünse. ben böyle durumlarda yitiriyorum saygımı. üstteki konuşma akışına benzer bir sonla -üstüne tek kelime etmeksizin- biten kaç ilişkim (arkadaşlık+sevgililik) oldu, bilmiyorum. mahalle karısı kavgası bu, tartışma değil. niye arayayım ki ben seni bir daha, paşa keyfin bilir. ama dikkat et, sen de beni arama, açmam çünkü. tamamına yakınında da "o zaman arama bir daha", "o zaman görüşmeyelim bir daha" diyen taraf muhakkak aramış ve babayı almıştır. hatta annem de -bahsetmişimdir belki hayatımda tanıdığım en gerizekalı insanlar listesi yapsam ilk üçte yeri bakidir, öyle iddialıdır- böyle saçma sapan ad hominem dolu bir tartış-ama-madan sonra "görüşmeyelim bi daha o zaman" demişti, ben de "olur" deyip kapattım. kapatış o kapatış 3 yıl geçti, onca telefon ve mesajına tek cümle yanıt alamamıştır mesela.

ve evet kendimle gurur duyuyorum, annem dahil kimse karşısında çizgimi bozmuyorum, kendime olan saygımı da yitirmiyorum böylelikle. saygımı yitirdiğim insanla da -annem dahil- görüşmüyorum. tutarlı bi insanım bence. kim ne derse desin bu yönümü seviyorum. böylece gereksiz yere enerji harcamıyorum, kendimi yıpratmıyorum, üzmüyorum ve yormuyorum. benim arkadaşlıktan, akrabalıktan anladığım saniyeler içinde öfke kontrolünü yitirip karşındakine ağzına geleni söyleyip sonra da "insan yakın gördüklerine daha çok sinirleniyor" filan gibi gerizekalılık timsali önermelerin arkasına sığınmak değil, o zaman allah'a yakın bana uzak ol, güzel kardeşim.

seninle ağzımdan salyalar akıtarak köylülük yarıştırmak için fazla prensesim kusura bakma.

öperim.
jk


Aralık 04, 2016

arkadaşlarımdan ölümüne sıkıldığım şu günlerde


az önce iki eski arkadaşımla art arda konuştum.

ikisi de tatlı insanlar, 30'larının ortasında. ikisi de yalnız, ikisi de ilişkilerinde çok isabetsiz ve dikiş tutturamıyor. (sanki ben tutturabiliyormuşum gibi çek panpa!) ikisini de 20'lerinin ikinci yarısından beri tanıyorum, onlarsa birbirlerini üniversiteden beri tanıyor.

biri diğerini "imkansızın peşinden koşmakla itham ediyor" ama bunu yaparken hedefi tanınmış ve çapkınlığıyla nam salmış bir yazarı tavlamak.. imkansızın peşinde koşmakla itham edilen hâlâ bir rock yıldızıyla "bir gün" aralarında bir şeyler olacağına inanan bir optimist, kendi durumu için de diğerinin o ünlü yazarı tavlayabilme ihtimaline de "hiç belli olmaz, şu hayatta neler olmuyor" diye bakıyor. bu arada ünlü yazar peşinde koşan arkadaşım daha evvel de bir başka evli ünlüyle iki yıla yakın bir ilişki yaşamış ve herifin karısından ayrılmasını beklemişti, tabii ki böyle bir şey hiçbir zaman olmadı, adam hâlâ evli, karısı da rus bir balerin üstelik, kadın sadece yürürken bile büyüleniyorsun.

ben sıkılıyorum artık. bu 20'lerin en geç ikinci yarısında terk edilmesi gerektiğine inandığım ve bu yüzden terk ettiğim bir kafa..

olmayacak heriflerle ben de zaman kaybettim, çok uzun zaman hem de. kimseye bunun için kızmıyorum. aynı hatayı bu kadar çok tekrar ediyor olmalarına kızıyorum. çünkü her defasında aynı şeyi yaparak farklı sonuç almayı umut etmek bana aptalca geliyor. insanlar arasında da sosyal ve sınıfsal farklar vardır ve masalsı bir aşk adeta bir sihirli değnek gibi o farklılıkları birden bire ortadan kaldırmaz. bu tam amerikan kafası. onlarda da var o gerzek inanış.. miras paylaşımı yüzünden adalet sistemini kilitleyecek boyutlara ulaşmış bir boşanma oranı var, yanılmıyorsam evlenen her iki çiftten biri ilk 3 yıl içinde boşanıyor amerika'da, böyle bir makale okumuştum bazı istatistikleri açıklıyordu. üstelik -bence- 35'inden sonra gözünü kör edecek bir aşk beklemek / istemek de mantık dışı, dahası edindiğin bir miktar hayat tecrübesinin üstüne imkansız. eğer bir insan 35 yaşından sonra öyle mind blowing bir aşk yaşayabiliyorsa taraflardan birinin diğerini suistimal etmesi ve bir tarafın da gerizekalı olması gerek, bence. başka türlü olmaz şayet o güne kadar fanusta filan yaşamadıysan. zaten o yaşlar itibarıyla insanların -ağırlıklı olarak erkekler- kendinden çok daha genç kadınlara yönelmesinin bir nedeni olmalı, di mi! (bu türkler için böyle ama ingiliz ya da alman orta sınıf için geçerli değil.)

bir kere her şeyden önce 10'da 1'i kadar bile kazanmadığın bir adamla ne tür bir ilişki kurmayı hayal ediyorsun, anlamıyorum. işin güzellik, gençlik vs boyutu ise bambaşka. arkadaşlarım güzel kadınlar olmadığı için söylemiyorum bunu tabii ki, ikisi de gayet güzel, fıstık kızlar ama sonuçta o heriflerin peşinde 20'lerinin başında çıtır, aynı sosyal sınıftan ve bir o kadar salak/tecrübesiz bir sürü kız varken neden seninle olsun? ve hepsinden önemlisi seninle oldu diyelim, nasıl bir ilişki olacak bu? hangi "+"na güveneceksin ve ilişkiyi nasıl dengeleyeceksin? dışardan bakınca bütün +'lar adamın hanesine işliyor. bu daha çok "elektrikli sinek öldürücü"ye benziyor, çevresinde dönüp durdun sonra diyelim ki en güzel en ışıklı en çekici en baş döndürücü yerine kondun, en fazla birkaç saniye içinde cızırdayarak ölmek olur sonun.

bence artık kendimize karşı dürüst olmamız gereken yaşlardayız. (her ne kadar ben hâlâ 30 bile değilsem de) bu kendini kandırmak ve zamanını çarçur etmekten başka bir şey değil. baştan sonu çok belli, süper yıpratıcı, süper yorucu ve muhtemelen yine gereken dersleri çıkaramayacağın gereksiz bir tecrübe olur. yeryüzünde milyonlarca kadının milyonlarca kez denediği ve birkaç istisna dışında hiçbirinin hayalindeki sonucu almadığı bir tecrübe. nothing but waste of time!

ismini henüz koyamadım, (kişisel) farkındalık eksikliği mi, bir tür sorunlardan kaçma yöntemi mi, bir tür eğlence mi (aslında o saçma sapan hedef sadece eğlenmek için bahane belki de ve tek sorun benim çok sıkıcı olmam) yoksa büyümeye karşı amansız bir direnç mi?

bilmiyorum. tek bildiğim ne zaman biraz motivasyona ihtiyacım olsa arayabileceğim ve dertleşebileceğim kimse olmadığı. yalnız filan değilim, bir sürü dünya tatlısı arkadaşım var, her derdimde tasamda yanıma koşan vs ama ben kadın-erkek ilişkileri eksenli, hiçbir şey üretmeyen, hiçbir gerçek başarısı olmayan, sadece köşe yazarı okuyarak hayatını sürdüren bu kitleden çok sıkıldım. değişikliğe ihtiyacım var. (ne olduğunu kendim de tam olarak bilmediğim) başka bir şeye ihtiyacım var.

üstelik sadece arkadaşlarımdan değil aynı ölçüde aile bireylerimin tamamından da -istisnasız- ölümüne sıkılıyorum.

ya acaba ben miyim, büyümeye direnen diye düşünmeden edemiyorum. bu arada tüm bunları söylerken ben hayatta çok başarılı, çok okuyan vs bir insan mıyım, diye sorarsanız, hayır ben de değilim. bilmiyorum ya en vasıfsız ecnebi arkadaşımın bile bir ideali var, dünyayı geziyor filan. ondan da çok sıkılıyorum ayrı konu, 3 haftadır buluşmamak için ekip duruyorum. ama şüphesiz ki bizden daha iyi bir hayatı var.

belki de ben hayatımın herkesten ve her şeyden -kendim dahil- ölümüne sıkıldığım bir dönemecindeyim. sorun çevremdeki insanlarda değil bende belki de!

sevgiler
jk