Kasım 21, 2016

son durağı ortadoğu olan göçebe bir toplum olarak türkler


*baştan uyarayım bu yazı okunsun diye yazılmamıştır, diğer yazılar gibi.

bütün gece uyumadım. uyuyamadım.

youtube'da -bilgisayara mal mal bakarken uyumam kolaylaşıyor- onlarca video izledim hatta binlerce yorum okudum. yunanlar dahil bütün ortadoğu related ülkelerden ve insanlarından nefret ettim.

bakınca ırkçılıkları su götürmeyen avrupalıların türk-kürt-arap-iranlı-suriyeli-kuzey afrikalı-israilli-kıbrıslı ve ermenilerden daha az ırkçı ve daha az faşist olduklarına karar verdim. kim ne derse desin, bu iki olgunun kesinlikle zeka seviyesi ile ilgisi var. tarihten hiç anlamadım, hiç de ilgilenmedim ta ki iranlı bir ev arkadaşı edininceye kadar ve asla uzman filan değilim. lakin ortadoğu'da ve yunanistan'da tarih yazımı ve öğretimi çok sorunlu. zaten okur yazarlığı da sorunlu. o yüzden ırkçı bir iranlı bence her türlü, ırkçı bir alman'dan günlük yaşamı terörize etme potansiyeli açısından daha tehlikeli. alman en azından doğru bilgiye nasıl ulaşacağına ilişkin fikir sahibi. türkler, iranlılar, büyük ölçüde hellaslar, kürtler, araplar bu yön tayin etme becerisinden ne yazık ki yoksun.

ab'yi yunanistan lead ediyor diyen yunan, islam coğrafyasını suudiler lead ediyor diyen arap, onunla -ve tabi yunanla ve diğer herkesle ve birbirleriyle de- kavga edip "hassiktir, osmanlı olmasa islamiyet gulf'ün içinde hapsolurdu onu dünyaya türkler yaydı, biz lead ediyoruz, siz misleading wahhabilersiniz, diyen türk, aynı güneş dili teorisi gibi teorilerle azerilerin pers, kürtçe ve farsçanın da indo-persian dil ailesinden (böyle bi dil ailesi yok) gelen diller olduğunu iddia eden iranlıların yorumlarını okudu bu gözler. tabii kaynak hep wikipedi.

neyse.. diğer milletleri geçeyim de türklerin gerçekten tez elden kendi tarihleriyle tarih yazımındaki hatalarıyla ve kurumsal tarih öğretisiyle yüzleşmesi gerekiyor. her şeyden evvel bu kadar türk-islamcılık yapmadan evvel bi dönüp aynaya ve birbirimize bakmamız gerekiyor. alman deyince hans stereotype'ı, fransız deyince jean stereotype'ı, iranlı deyince bir ali stereotype'ı, arap deyince bir ahmed stereotype'ı geliyor aklımıza. hatta kürtler için bir streotype oluşuyor kafada. türk deyince dominant bir fiziksel tip oluşmuyor. sadece bizi çekirdek ailemizde bile cilt rengi ve tip açısından en açıktan koyuya erkek kardeşim (bir alman kadar sarışın ve renkli gözlü)-onun annesi (açık kumral ve renkli gözlü)-kız kardeşim (kumral)- babamın ex karısı olarak annem (kumral)-ben (koyu kumral)-babam(esmer-renkli gözlü) bir sürü ten rengi ihtiva ediyoruz. rengarengiz. anne-baba boyları ortalama türk insanı boyu- çocukları babasından uzun. anne ve bir kızı şişman baba, bir oğlu ve bir kızı alabildiğine zayıf. milliyetçi dindar bir anne-baba solcu-liberal-hatta kürtçü ve kafası fena halde karışık çocukları. yine beslenme şekilleri. karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi seven (ben), ot ve meyve yemeyi seven (erkek kardeşim), etçil kız kardeş. bu diversity ve tabii ki beraberinde getirdiği uzlaşmazlık ortalama bir alman ailesi için de fazla ortalama bir iranlı aile için de fazla.

bence türkler aşırı türk milliyetçiliğinden ya da ümmetçilikten vazgeçmek zorunda. çünkü ikisi birbirini tamamlayan iki özellik değil, çatışan iki özellik ve bu hem yorucu hem kafa karıştırıcı. ortadoğulusun deyince kabul etmeyen türkler hazar'ın doğusundan geldim ben diyor. peki geldiğinde burada kimler vardı? o zaman yunan-ermeni-arap karışımı deyince kızılmamalı. çünkü genetik ve kültürel olarak bu halklarla ve kürtlerle ve fazlasıyla karıştı türkler. sevişti yahut tecavüz etti ve üredi bi şekilde.

peki sevgili türk kardeşim arap'ı sevmiyorsun, kürt'ü kabul etmiyorsun, yunan'ı denize döktün, ermeni'yi kırdın geçirdin, iran'la mezhebin tutmuyor, kuzum nesin allasen? valla bak türkler ne oldukları konusunda bir fikir birliğine varırlarsa ben -türk, sunni ve erkek bir aileden gelen ve hiçbir minority'le bildiğim kadarıyla en ufak bir kan bağı olmayan bir kadın olarak direk kabullenip kendimi o şekilde tanımlamayı kabul ediyorum.

hadi bazı şeyleri kabul ederek başlayalım. hazar'ın doğusundan geldiyse oğuz boyları;

türkler hâlâ komşuları olan yunan-bulgar-arap-fars-kürt-ermeni'ler kadar yerleşik değil.

bu saydığım ülkeler kadar yazılı tarihsel ve kültürel birikimleri yok. (hiç yok demiyorum, dikkat..)

savaşçı ve göçebe bir topluluk olmanın getirdiği doğuştan bir kavgacılık ve diplomatik beceriksizlikleri var. ortalama 5 yılda bir bütün komşularla ilişkilerin ters yüz olmasının majör sebebi bu bence. -hayır, kendimden de biliyorum-

yine hareket halinde bir toplum olmanın etkisiyle yemek-müzik-kılık kıyafet gibi konularda kayıtlı tarihsel hafızaları yok.

ve kendi türlerinden diğer popülasyonlara karşı daha gaddarlar.. çünkü başka şansları yok. saydığım diğer tüm uluslardan daha az konformistler çünkü yerleşik hayatın ne demek olduğunu yeni yeni öğreniyorlar ve yerleşik hayatın getirdikleri zenginliklerin keyfini/tadını da yeni yeni almaya başladılar.

buna mukabil iyi pazarlamacılar. saydığım diğer uluslara göre uyum sağlama becerileri görece yüksek, onları kendilerine uydurma becerileri de öyle. bu da onları değişime ve yeniliklere -görece- daha açık yapıyor. ve bu saydığım uluslara göre daha çalışkanlar. bu özellikler de onları aslında süreç içinde karışıp kaynaştıkları ve türkleştirdikleri anadolu halklarının kültürlerini harmanlayıp tüm dünyaya "türk kültürü" diye pazarlama becerisi kazandırıyor. eyvallah hiç de itirazım yok. kebap mesela güzel bir şey ama aslında arap orijinli ve türkler olmasaydı, tüm dünya kebap gibi güzel bir yemeğin varlığından bihaber olucaktı. bu kadar basit.

bizim gerçekten aidiyet sorunumuz var. çünkü aslında -bence- bizi bıraksalar biz daha gideriz, biz yerleşemiyoruz. ön türkler -diye tabir edilen ancient türklerden filan alınca tarihsel background'u bizim gezinerek geçirdiğimiz süre oturarak geçirdiğimizden uzun. osmanlı'da bile vergiye bağlayabilmeleri -yanlışım varsa düzeltin- baya zaman almış, ülkenin içinde kuzey güney mekik dokumaya devam etmiş türkler. o yüzden en kentlisi bile kültürel hafıza açısından iran'ın kentlisinden daha az kentli.

neyse..

pan-islamizm filan konusunda bazı tespitler sıçtım ama sonra yazıcam. onun bambaşka bi kafa olduğunu düşünüyorum. onu savunan/pompalayan "kanaat önderleri" bence ne türkleri, ne arapları, ne iranlıları tanıyorlar ne de el birliğiyle içine sıçtıkları ülkelerin kurumsal tarih öğretilerinin boktanlığının farkındalar.

hepimize tez elden biraz "ortak" aidiyet hissi ve biraz da akıl-fikir diliyorum. bu ırk-millet-milliyet filan mevzularının geçtiğimiz yüzyılda kalmış olması gerekiyordu, çünkü içinden çıkılabilir konular değil bunlar.

sevgiler
jk

ps: bütün gece uykusuzluktan ve işgüzarlıktan youtube yorumları okuduktan sonra bende oluşan kanaati yazdım. hiçbir bilimsel tutarlılık, tarihsel inanılırlık iddiam yok.

ps II: bu tip konularda yetkin olanlar düzeltsin demeyi düşündüm, yetkinliğini her boku olduğu gibi abartma eğilimindeki anadolulu erkek arkadaşlara katlanamayacağımı düşündüğüm için vazgeçtim. zaman içinde okudukça fikirlerim değişirse yazarım yine. o yüzden beni cehaletimle baş başa bırakın. beğenmediyseniz okumayın filan. hadi mucx!

ps III: çok yorgunum, kahve içmem bir şeyler atıştırmam lazım, sonra okuyup tekrar düzelticem. ing-tr karışık yazım için özür. bütün gece ingilizce okuyunca sabahına kafamı toparlayıp iyi ifade edemedim, onları da elden geçiricem. (5 tane okurumu da böyle önemserim.)


Kasım 08, 2016

kötülük bulaşıcı mıdır? bence evet


iş hayatına ilk atıldığım yıllarda çok iyi niyetliydim. tabii türk insanının hastalıklı ruh halinden henüz haberim yok. nihayetinde hayatı boyunca neredeyse hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi kıskanmadan büyümüş, zaten tabiatı gereği maddeye düşkünlüğü az olan ama arkadaş çevreme göre de geliri daha yüksek bir aileden geldiğimden olsa gerek hep elindekiyle yetinen bir insan olarak yaşadım. benim derdim aşktı, kitaplardı, takıntılı bir şekilde derslerdi, ne bileyim hobilerdi, yazmaktı, orhan pamuk hangi kanalda çıkmıştı, kim hangi üniversiteden mezun olmuştu vs. lise mezunu bir anne babanın çocuğu olarak üniversite çok büyük bir meseleydi evimizde. tarkan'ın klibinde dilini gırtlağına kadar sokarak öptüğü kızcağızın bile boğaziçi kimya mezunu olduğunu bilirim mesela. ne alakaysa.. "bak kızım sen de boğaziçi'ne git tarkan senin de gırtlağına kadar dilini sokabilir" der gibi. :P ahhahaha

ay neyse.. 

iş hayatı diyordum. eskiden insanların birbirine kötü davranması ya da bana kötü davranması benim için anlaşılması çok güç aşırı derecede çocukça bir şeydi. ilk ve ortaokul hayatı boyunca adeta bir mean girl olarak yaşayan ben, yakın arkadaşlarımdan destek alarak ve yoğun bir çabanın sonucunda insanlara karşı nazik olmayı öğrenmiştim. hop üstünden 4-5 sene geçti ve ben mean girl ve boy'larla dolu bir yetişkinler dünyasına adım atıp dehşete düştüm. 

uzun yıllar dirensem de şimdilerde usuldan ben de o yetişkin mean girl'lerden birine dönüşmeye başladığımı fark ediyorum ve bu beni mutsuz ediyor. mesela yaptığım bir hatanın ciddi anlamda bir finansal maliyeti olacağını fark ettim geçtiğimiz aylarda yaptığım bir projede. O son dakika ortaya çıkan hatamı kabul ederek ama inanılmaz bir yüzsüzlükle topu karşı tarafa atarak "sorunu çözdüm." çözümden kastım yaptığım tek şey "bunu lütfen ekstra bir maliyet yükü getirmeyecek şekilde halledin aaa ama lütfen" diye ısrarcı ve baskın bir tondan karşı tarafı zor durumda bırakmaktı. üstelik işe yaradı ve daha kötüsü bana kendimi iyi hissettirdi.

başka bir projede bu defa benden kaynaklanmayan bir hatanın yine ekstra maliyet yükü getirmeden çözülmesi için telefonda -bilen bilir gayet gür bir ses tonuyla saniyede 10 kelime istanbul türkçesi konuşurum- benden muhtemelen yaşça da hayli büyük bir hemcinsime -günlerdir işlerin bir şekilde ters gidiyor olmasının da etkisiyle baya çemkirdim. o kadar ki kadın "sakin olun siz sinir krizi geçiriyorsunuz şu anda" dediğinde "hayır sinir krizi geçirmiyorum sadece çok sinirliyim" deyip kaldığım yerden ışık hızında devam ettim. araya girmek istediğindeyse "ben konuşucam, siz de dinleyeceksiniz lütfen" filan diye sözünü kesiyordum. tam bir biaaatch, başka hiçbir şey değil.

telefonu kapattıktan sonra çevremdeki herkesin acayip terörize olduğunu fark ettim. ama umursamadım. birkaç gün sonra son durumu öğrenmek için kadını tekrar aradığımda bana "sizden telefon gelince kalbim küt küt atıyor" dediğinde diyecek hiçbir şeyim yoktu ve gözlerim doldu o saniye. 

neden çalışma hayatımız bizi canavarlaştırıyor? neden keyif alarak ve işimizin sorumluluğunun bilincinde olarak çalışamıyoruz? neden her şey bu kadar zor? 30 bile olmadan çalışma hayatından yüzde 100 soğumuş olmama ne demeli? hiç böyle hayal etmemiştim. 

sevgiler
jk

Kasım 06, 2016

amımdan aşağı kasımpaşa, ok?


türk kafası diye bir şey var.

başka bir varoluşu anlamaya çalışmaz bi türk'ün kafası. sadece ama sadece kendine benzeyenle sınırlar tüm dünyasını. kendisininkine benzeyen hikayelerin anlatıldığı filmler izler, öyle diziler izler, kendi ezberini tekrar eden kitaplar okur, vs. şöyle hayatını alt üst edecek, bütün bakış açısını etkileyecek, içine kurtlar düşürecek, ezberlerini yerle bir edecek "entertainment" unsuruna bile karşıdır. beyin egzersizine alışık olmadığı gibi itinayla uzak durur.

bu yüzden bir başkasıyla sosyal ilişki kuracak türk'ün  tek yapabildiği benzerlikler üzerinden bir kesişim kümesi yaratmak, farklılıklara kuşkuyla yaklaşmak ve o kesişim kümesinin büyük olduğu insanlarla "iyi" arkadaş olmaktır. bu yüzden evli ya da "ciddi" ilişkisi olanlar bekar ve yalnız arkadaşlarını yavaşça terk ederler, görüşmeyi iletişimi keserler. dünyanın başka hiçbir yerinde böyle bir arkadaşlık/dostluk anlayışı göremezsiniz mesela.

aşırı derecede pragmatist türk insanı sevgilisi olduğu zaman uzuuuuuuuuuunca bir süre ortadan kaybolur ve en yakın arkadaşlarına dahi manitayı göstermek istemez, mümkün olsa onu altından bir kafese kapatır. öyle kıskanır, öyle adeta mülkü gibi görür.

aynı kafa aynı yerden/açıdan bakmadığı herkesi ezmeye çalışır, çünkü ezberini bozan bir fikrin altında ezilmekten korkar. kendine güvenen, mutlu, neşeli insanlardan kıllanır çünkü kendi ezikliğiyle yüzleşmek zorunda kalmaktan korkar. kendine yeten, mücadeleci, düştükten sonra tekrar ayağa kalkan insanı küçümser çünkü küçük bir köpek yavrusu gibi anasının sağladığı konfor alanında kalmak kaydıyla nasıl bütün özgürlüğünü on-lar-a ipotek ettiğini hatırlamaktan korkar. falan filan.

çok da uzatmayayım.

evlilik, ilişki, çocuk istemiyorum diyen erkeklere toplum çok alışık. ama kadın "eeeh siktir git, peşinde mi koşucam, sen beni istemiyorsan ben hiç istemiyorum, tipine sıçtığımın koca götlü keli" dediği zaman dünya duruyor, zaman yavaşlıyor.

yani istiyorsunuz ki kadınlar hep tipine sıçtığımın şuursuz, öz farkındalıksız kellerini (ya da adaylarını) eve bağlamak, ilişkiye bağlamak, doğal seçilimle yok olup gitmesi gereken heriflerin genlerini sonraki nesillere aktarmak için götünü yırtıp dursun, ömrünü tüketsin di mi?

yok öyle yağma.

alışın artık. canımız, paşa gönlümüz nasıl olmak isterse öyle olacağız. kocişlerini herkeslerden kıskanan, allah muhafaza sakınan kadın arkadaşlar, siz doğru yolu bulana kadar kapımız açık ama tabii o herkeslerden sakındığınız biricik embesil kocalarınızı da nerenize istiyorsanız oranıza sokmakta özgürsünüz, gölge etmeyin yeter.

ps: kendime sürpriz yapıp rastgele bir şarkı post ediyorum. hadi bakalım :))

sevgiler
jk