Temmuz 30, 2016

I need you to run to me lover!


geçen gece rüyamda gördüm aslında sürekli rüyamda görüyorum çünkü kafam onunla fazlasıyla meşgul ve gece uyumadan da google'da medeni durumuna ilişkin bir şey bulabilir miyim, diye baya detaylı bir araştırmaya girişmiştim saatler boyu.

neyse..

rüyamda bir düğündeyim. öyle şatafatlı bir şey değil ama evleniyorum, benim evlenen yani. üstümde böyle beyaz bir elbise var, bildiğimiz gelinliklere hiç benzemiyor beyaz, uzun, düz bir elbise. benimki karşımda duruyor, yine çok cool. çok tatlı filan diye düşünürken, ağlamaya başlıyorum birden. bizim berlin gang'i de orada. koşarak ve ağlayarak onların yanına gidiyorum. çok çaresizim ve kimse beni sallamıyor. hıçkırıklar arasında "ben bu adamı tanımıyordum ki. sadece yatmak istiyordum, kim bu adam onu bile bilmiyorum. ay niye evlendik ki biz. daha önce sadece birkaç kez görmüştüm" filan diyorum. ama kalbim sıkışıyor. ay hıçkırırken uyandım, bi baktım aa gerçekten ağlıyorum! (bu olay son zamanlarda evlilik konusunda gördüğüm baskının da etkisiyle oldu sanıyorum çünkü ne zaman evlilik muhabbeti olsa ve mecburen konu kapansın diye "hayırlısı, kısmet bu işler" filan diye yuvarlak laflar edip geçiştirsem, gece kabus görüyorum ve evlenmek istemiyorum diye ağlayarak uyanıyorum.)

baya psikolojim bozuk bence benim. :))

bunu anlattığım bir erkek arkadaşımla aramızda geyiğini yapıp gülerken bana tam olarak şu mesajı gönderdi: "süpersin ya gerçekten adam seni tanısa tüm karılarını boşar, ateist olup seninle evlenir ve senin soyadını alır." hahahah :)) (bu arada mısır asıllı ya ırkçılığımızı da yapıyoruz, adamın dört karısı kafadan cepte)

ahhh çok çaresizim.

görüşmeye giderken artık son kozumu oynamaya karar verdim. göğüs dekolteli, beyaz marilyn monroe elbisemi giyeceğim.

sevgiler
jk


Temmuz 29, 2016

bir "love at first sight" hikayesi


söyleyene söylene gittim "allaan arabı insan programını önceden haber verir, herkes de seni mi bekliyo acaba" filan diye. (ırkçılık yapmak istemem ama ortadoğuluların iki temel problemi var tembellik ve programsızlık.) bu arada iletişimde olduğum kadın tam bir dingil, 3 saniye hafızası olan ve muhtemelen benim maaşım kadar para ödediği rüküş ayakkabılar giyiyor. bütün gece uyumamışım ve tüm sinirim üstümde ve sağda solda yansımamı gördükçe moralim "çok çirkinleştim ben yine" diye aşırı şekilde bozuluyor. 10 dakikalık gecikmeyle gittim, kapıdan içeri girdim ve orada kısa boylu böyle nasıl desem aşırı egzotik, yanık tenli ve yeşil gözlü bir adam dikkatimi çekti ve birden şimşekler çaktı, havai fişekler atıldı, konfetiler patladı. onlar da benim teşrif etmemi bekliyorlarmış, diyormuşum mesela. bunlar benim kafamın içinde oluyor, adamı görünce bayılayazdım. bi an çok panik oldum ve iç sesim aynen şöyle dedi: "shit, he is so hot, don't look at him, he will get it." (evet, iç sesim bazen ingilizce konuşuyor.)

ama bir şey oldu, o da beni fark etti. toplu foto çekimleri yapılıyordu ve onun da gözlerini kameradan fırsat buldukça bana çevirip bana baktığını fark ettim. zaten sonraki süreçte ilk fırsatta yanıma geldi ve çevresindekilere "bizi tanıştırmayacak mısınız, hanımefendi kim" dedi. sonra da hep yanımdaydı, benimle konuşuyor, bana bazı sorular soruyordu filan. bir ara benim bir söyleşi yapmam gerekiyordu onunla ve yalnız kaldık. o zaman bana "boynun çok güzel" dedi. ben şok. gayrıihtiyari elim boynuma gitti ve göz ucuyla etrafı kolaçan etme gereği duydum çünkü çok tuhaf bir iltifattı ve kesinlikle herhangi bir iltifat için ne pozisyonlarımız ne de zamanlama iyiydi. "ne" filan diye kaldım. tekrarladı sakin sakin, bu arada yan yana oturuyoruz ve bacaklarımı inceliyor ve kafamı çantadan kaldırıp ona bakmaya başladığımın farkında değil. "boynunu çok beğendim, postürünü çok güzel gösteriyor, model olabilirmişsin" dedi. ben iyice şok. tekrar kafamı çantamın içine soktum, bir şeyler arama bahanesiyle tavuk gibi çantamı bir süre eşeledikten sonra "bu galiba bir iltifattı" deyip yüzüne baktım meydan okuyarak çünkü orada iyice pısmıştım, bi silkelenmem gerekiyordu. çünkü erkekler böyledir senin çekingenliğini utangaçlığını ya da o konudan kaçındığını fark ederlerse uzatır ve üstelerler.

"tabii ki iltifattı, kesinlikle model olabilirmişsin" diye tekrarladı. ben de çok düşünmedim, zaten adamın kim olduğu ve ne kadar popüler olduğu hakkında bi fikrim filan da yok, bastım cevabı "teşekkür ederim ama model olmayı düşünmek için çok yaşlı ve çok zekiyim" dedim. hep çok mütevazıyımdır, bilirsiniz.

bu yine cool bi şekilde "hem güzel hem zeki olmak modellik için de bir avantajdır" diye konuşurken artık suratına "abartma istersen" gibisinden baktım. nitekim o da iş sebebiyle ve yeni tanıştığı bir kadın için ettiği lafların "çok fazla" olduğunu fark etmiş olmalı ki ansızın durdu.

o gün bu gündür, unutamıyorum. tanıştığımızın akabindeki birkaç gün resmen sarhoş gibiydim, google'layıp google'layıp fotolarına baktım. dürüst olmak gerekirse birbirimizi tanısak en azından kendi adıma ondan hiç hoşlanmayacağımı düşünüyorum ama yükselen libidomu dizginleyemiyor ve kendisiyle yatmak istiyorum evet.


the bitch is back in town!

ben prag'a aşık oldum bu arada. ilk uluslararası yalnız tatilimdi ve rüya gibiydi. 

döndüm ne yazık ki!

aslında hayli zaman oldu döneli. her neyse. tekrar gitmek istiyorum, o yüzden çok sıkı ve düzenli çalışmak zorundayım. 

Türkiye'deki gidiş beni acayip mutsuz ediyor, bizi darbe ve diktatörlük arasında tercih yapmak zorunda bıraktılar bile isteye. bundan sonra islami faşizm'in tadını çıkarırız bol bol. ama en çok almanya, hollanda, ingiltere, avusturya, kanada, amerika filan gibi yerlerde yaşayıp akp'ye oy veren "gurbetçi" kardeşlerimizin bir an önce Türkiye'ye dönüp o bayıldıkları ve çok önemsedikleri kültürlerinin tadını çıkarmaları gerekiyor doyasıya. 

neyse.. aşk meşk olaylarında yine sıçıp sıvadım. isabetsiz tercihler yapmakta üstüme yok bilirsiniz. amerikalı sevgiliyle yılın başlarında o amerika'dan türkiye'ye beni ziyarete gelip geri döndükten kısa bir süre sonra ayrıldık. 350 milyonluk US'te onun gibi birini nasıl bulduğumu bilmiyorum. Yani muhafazakar bir adam olduğunu biliyordum ama bu kadarını hayal bile edemezdim. zaten birkaç ay gibi kısa bir sürede evlilik bir numaralı gündemimiz oldu. anası bana kafayı taktı. kadın sürekli stalk'luyordu ya gecenin saat 3'ünde academia.edu'dan bir orta amerika kasabasından google'da beni arayan birinin academia sayfamı bulduğuna ilişkin mail geldi mesela. 

bu arada ben de kendi ailemi yabancı damat kafasına hazırlıyorum inceden filan derken onun pro-life yürüyüşlerine katılacağını öğrenmemle biz yaklaşık bir hafta süren bir kavga/tartışmaya tutuştuk. ne demek pro life? sana noluyo lan dümbük? kadının bedeni kadının kararı.. bu kavga bitmedi, sadece alevi sönmüştü ki biraz bu defa bana bi akşam (bize göre akşam, o dersten çıkmıştı öğle saatleriydi) "ben ortodox olmayan biriyle evlenemem, kiliseden afaroz edilirim, ortodox olmayı değerlendirir misin" dedi. ben şok! buradan patlayan kavga yaklaşık iki gün sürdü ve nihayetinde ayrıldık. neyse ki işsiz güçsüz olduğum bir dönemdi de telefonda 8 saat kavga edebildim. hahhaa :))

böyle. ama tabii tekrar aşık oldum. bu defa aşık oldum ama.ciddi ciddi. ve platonik. ve sıkı durun mısır asıllı bir ingiliz. nadiren görüyorum kendisini, bir bakıma patronum ve her gördüğümde kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. lakin kendisi kısmen "celebrity" -türkiye'de değilse bile başka ülkelerde- olduğu için hiç umudum yok. önümüzdeki günlerde bir kere daha görüşeceğiz ve muhtemelen bu proje bitmeden son görüşmemiz olacak. (onun da benimle ilgilendiğine -belki hafif şiddette bir beğeni- kanıtlar var lakin we are going nowhere! ve tabii onun aşkı bana extra large)