Nisan 19, 2015

erkekler ve erkeklikleri III



neden bir türk erkeğiyle birlikte olayım ki, diye düşünmeden edemiyorum. hele ki ecnebi arkadaşlarımın sayısı arttıkça ve onların ilişkilerini yahut ecnebi erkeklerle birlikte olan kadın arkadaşlarımın ilişkilerini gözlemleme fırsatım arttıkça iyice mantık dışı geliyor.

iskandinav bir arkadaşım var mesela. (white nights değil.) adam her akşam yemek yapıp fotoğrafını instagramda paylaşıyor. geçenlerde gördüm, davlumbazı bozulmuş, onu sökmüş, tamir etmiş ve öncesi/sonrası fotosunu paylaşmış. kenarda da alet çantası ve birası duruyor.

benim babam mavi yakalıydı. yumurta kıramaz açlıktan ölür ama evde avizeleri takar, ufak tefek elektrik işlerini yapabilir, bozulan bir elektrikli cihazı tamir edebilir -en azından dener-, musluk tamir edebilir vs.

bugüne kadar hayatıma giren erkeklerin hiçbiri ikea'dan aldığım kitaplığı bile monte edebilecek beceride insanlar değillerdi.

ben basit elektrik işlerini, musluk, küçük ev aletleri tamiri, demonte mobilyaların montajı vs gibi işlerimi kendim yapabiliyorum. yemek yapabiliyorum. ütü yapabiliyorum. avizelerimi takabiliyorum, tercih etmiyorum o ayrı, perdelerimi takabiliyorum, boyum yeterince uzun çok şükür, sıkışmış kavanoz kapaklarını açmakta üstüme yok, babaannemden tekniğini öğrendim, içeceğim suyun pet şişesini açamayacaksam kendimi zaten boğazın serin sularına bırakayım daha iyi.

benim, benimle eşit şartlarda yaşamayan, kendi başının çaresine bakamayan bir adamı evde beslemek için hiçbir nedenim yok!

eve kıllarını döksün, ayağından çıkardığı çorapları top yapıp tv'nin önüne atsın, tv'nin karşısındaki kanepeye çakılsın kalsın, üstelik tek işe yarayacağı yerde belki, dişlerini bile fırçalamadan yatağa girdiği için beni canımdan bezdirsin, iş yükümü ikiye çıkarsın, tüm tahammül sınırlarımı zorlasın, beni hizmetçi olarak kullansın, üstelik bir de psikolojik şiddet uygulasın, beni kısıtlasın, bana kural koysun, işine gelmediği yerde koşarak başka kadınlara gitsin ve pipisini başka deliklere sokmak suretiyle beni cezalandırsın, kendini sadrazamın sol ta..ğı sansın, benim de varlığım onun gönlünü eylemeye armağan olsun, diye mi evde bir ilkel primat besleyeceğim? üstelik evcilleşme ihtimali de yok.

neyim ben mazoşist filan mı? valla yatakta da standart bi insanım öyle sıradışı eğilimlerim, tutkularım filan da yok.

o yüzden de mastürbasyon yapıp yastığa sarılır yatarım, kedinin kıllarını temizlerim ve canım ne istiyorsa ve nasıl istiyorsa öyle yaşar giderim.

üzgünüm ama tam olarak böyle hissediyorum.

sevgiler
jk


erkekler ve erkeklikleri II


kasabalı erkekler ve küçük dünyaları kadınları yoruyor. sevişmek istedikleri kadınla evlenmek istedikleri kadını biraraya getiremeyen bu kafası karışık, sonradan görme erkek sürüsünden fenalık getirdik. elbirliğiyle.

çevremdeki huyu suyu, mizacı bana benzeyen, bağımsız, kendi ayakları üstünde duran, yalnız yaşayan kadınların hemen hiçbirinin -şayet bir ecnebi ile birlikte değillerse- yolunda/yürüyen bir ilişkisi yok.

acayip sevdiğim taaa fakülteye başladığımız yıllarda tanıştığım, komşu fakülteden bir erkek arkadaşım, 3-4 yıldır birlikte olduğu bir kadınla geçtiğimiz yıl içinde evlendi. kızı çok iyi tanımasam da düğünlerinde oradaydım. geçen gün ben bu arkadaşımın ofisini ziyaret ettim, karısı da geldi. kadını toplamda 5 kere görmüşsem 5'inde de aynı ifade vardı suratında. "çok pis trip atarım, inanmıyo musun yüzüme bak" ifadesi! ve benim arkadaşım da belki kardeşim gibi görmesem o kadar dokunmaz, onun yüzü gülsün diye kırk takla atıyor olduğu yerde. ve ben ikisini ne zaman görsem aynı manzarayla karşılaşıyorum. ama işte o ilişkide benim arkadaşımın bir rolü var. kendini anlamlı, işe yarar hissediyor. çabalıyor. çaba göstermek için bir nedeni var. o kızcağız gelen su şişesinin kapağını ona açtırıyor. akşam yemek yemek için icabında gece 1'e kadar onun işlerinin bitmesini bekliyor, yemek yemiyor. onun gömleklerini ütülüyor. e arada bacaklarını da açıyor filan. roller belli, o adam da onu mutlu etmek, yüzünü güldürmek, sıkışmış kavanoz kapaklarını kol gücüyle açmak, üst raflardan tabakları almak, ayağı kayarsa belinden kavramak için hazır ve nazır bekliyor.

benim çevremdeki kadınlar ve benim için bu geçerli değil. son ilişki denememde de gördüğüm üzere, adamcık "ben sana hiçbir şey veremiyorum", "dominant olma, kadın kadın gibi olmalı, erkek erkek gibi olmalı" diye diye gitti.

ve cidden bakıyorum, benim de rollerin bu şekilde paylaştırıldığı bir düzen içinde bir erkeğe ihtiyacım yok. benim kalemim kadınların da yok.


erkekler ve erkeklikleri I



yıldım. vallahi de billahi de yıldım.

yakın bir kadın arkadaşım daha birkaç hafta evvel evliliğin kıyısından döndü. aileler tanıştı, karşılıklı iade-i ziyaretler yapıldı, nişan tarihi belirlendi ve ilişkileri bitti.

aslında bitiren taraf -ki hiç sevmem böyle muhabbetleri tamamen iktidar odaklı, tamamen egosantrizm kokan hareketler- arkadaşım oldu ve çantasını topladığı gibi soluğu çanakkale'de aldı. erkek kısmı -tabii- onun müsaadesi olmadan asla şehir dışına çıkılmasını istemiyor, "gidersen biter" dedi sanki bu kız evvelce "bitti" dememiş gibi. bir hafta kafa dağıttı, gittiği yerde kömür sobasıyla ısınamadığı için böbreklerini üşütüp geldi bi güzel. şimdi ex sevgilisi barışmak için yalvarıyor, otogarda karşılıyor, kızımız böbrek ağrısından acillik oluyor, öğrenir öğrenmez şıp diye hastanede pijamalarını çıkarmamış üstelik. vs.

arada da beni arıyor, "biraz konuşalım derdimi anlatacak birine ihtiyacım var" diye. peki. ama ben arkadaşımdan dinlemesem ve ona inansam şöyle bir manzara çıkıyor ortaya: "aslında benim arkadaşım barışmak istiyor ama ex sevgilisi barışmak istemiyor."

ben bu kadar akıl mantıktan uzak, bu kadar duygusal ve bu kadar dengesiz bir şey olduğunu bilmiyordum "erkek" olmanın. üzgünüm ama artık bizden gizli regl olduğunuzu düşünmeye başladık.

sevgiler
jk