Ocak 31, 2015

gazeteciliğin 10+bonus temel kuralı



gazetecilik, dünyanın en boktan işi olabilir. dünyanın her yerinde değilse bile türkiye'de kesin öyle... vasat insan mesleği... bi konuda derinleşmek gibi yahut ahlaki kaygıları olan insanlara göre değil, net!

ekonomi muhabiriyim. bugüne kadar çalıştığım yerlerde, birçok ulusal gazete ve dergi buna dahil, yöneticilerimin de çalışma arkadaşlarımın da neredeyse hiçbiri ekonomi hakkında en ufak bir fikre sahip değildi. çok basit, en temel kavramlardan bile yoksundular. gsyh ile gsmh yahut cari açık ile dış ticaret açığı arasındaki farkları bilmeyen insanların arasında üstelik bi de yapmak istemediğin ama yapmak zorunda kaldığın işler vasat görülerek çalışmaya çalışmak dünyanın en rahatsız edici şeylerinin başında geliyor galiba. işte türkiye'de iyi bir gazeteci olmak istiyorsan sıkı sıkıya takip etmen gereken kurallar:

1. gazeteciliğin birinci kuralı; her şeyden az anlayıp her şeyi en iyi biliyormuş gibi yapmak ve çok az bildiğin birçok şeyi çok iyi pazarlamak!

2. kesinlikle ingilizce bilmemek. biliyorsan da az bilmek.

3. az bildiğin ingilizce'yle yabancı kaynaklardan yarım yamalak haber konusu devşirmek. iyi ingilizce biliyorsan kaynak göstermeye bile gerek duymadan çevirip koymak.

4. söylediğin/önerdiğin/kalem oynattığın şey yanlış bile olsa asla caymamak, çocukça ısrar etmek.

5. olası bir problem durumunda epilatör reklamlarında kadınların bacaklarından kayıp giden şifon kumaşlar gibi sorumluluğu üstünden atmak. bunu bir başkasını suçlamak, bir başkasının başına iş açmak pahasına olsa da yapmalısın.

6. başta türünün son örnekleri kabul edilebilecek kalan çok az sayıdaki okur olmak üzere, manipüle edebildiğin herkesi manipüle etmek. saçma sapan, içerikle alakası olmayan ama dehşet verici başlıklar olmazsa olmazı.

7. yalakalıkta sınır tanımamak. mesela 50 yaşında iki çocuk babası bir adam olarak müdürünle konuşma biçimine tanık olsa çocuklarının hayatındaki en büyük travmalardan birine sebep olacak kadar yalaka olmak. ama tabii gerekçesi onlara helalinden ekmek götürmek olmalı.

8. ya güneş dili teorisi'ne gönülden bağlı olmak ya da tam aksi II. meşrutiyetçiler kadar ecnebi dillerine aşık olmak. iki yoldan birini erkenden seçmende yarar var.

9. çalıştığın yayın grubunun siyasi çizgisi doğrultusunda bazı sikimsonik terimleri sık kullanmak. mesela ermeni soykırımı (ama kaç yılında olduğunu bile bilmemelisin), kürt siyaseti, gerilla hareketi filan gibi... yormayın beni, uyarlayın.

10. hangi departmanda çalıştığından bağımsız olarak (yurt haber olur, ekonomi ya da dış haberler olur ki dış haberler olursa daha bile iyi olur) en sistemli şekilde magazin ya da spor/futbol gündemini takip etmek.

bonus: kedi beslemek! havalı duruyor.

ps: çocukluk hayalimdi ama artık bu işi yapmak istemiyorum. artık bu ülkede yaşamak da istemiyorum. artık türk erkekleriyle çıkmak da istemiyorum. ama ne yazık ki üçünü de yapmaya devam etmem gerekiyor.

sevgiler
jk


Ocak 29, 2015

my new scandinavian friend is coming ;)


iki arkadaşım var gay bi çift. aynı zamanda komşum bunlar. üstelik neredeyse bütün sülalelerini tanıyorum. bu gay arkadaşımın kızkardeşi benim en yakın arkadaşlarımın başında geliyor filan. bi önceki postta söz ettiğim adamla da onlar tanıştırdı beni.

şimdi bu serseri bana tam uykuya dalmak üzereyken bi mesaj gönderdi. "sana geçenlerde sözünü ettiğim isveçli çocuk vardı ya hah o, bu pazar türkiye'ye geliyormuş. iş nedeniyle çok sık gelip gidiyor buraya. sizi tanıştırmak istiyorum ona da söyledim bi akşam dışarı çıkalım, diyo. ne dersin diye sormuyorum -gay'lerin ağzı biraz bozuk olabiliyo samimiyet dozajlarıyla ilgili olarak- zaten kabuklu diye ölüyorsun" dedi.

bi anda havam değişti. hemen kendimi çok iyi ve süper hissettim, tatlı birine benziyor 31 yaşında. bence perfect couple olmamak için hiçbir sebebimiz yok :)))

şaka tabii! son cümle en azından... (ama aslında biraz gerçeklik payı da var ;))

sevgiler
jk


I'm fucking learnin' the blues!


günlerdir hasta yatıyorum. hesapta yatıyorum ama hiçbir şekilde uyuyamıyorum. iki gündeki yani 48 saatteki toplam uyku sürem 4 bilemedin 5 saat. nedenini soran olursa da öksürük krizleriyle açıklıyorum.

sigara içmekten ve çok çalışmaktan bu halde olduğumu düşünüyor insanlar. ama üzüntüden, hayal kırıklığından hasta oldum.

hakkındaki üçüncü postu yazdığım ve buraya malzeme etmek istemediğim bir adam vardı ya hani... onu malzeme etmem gerekiyor. çünkü korkunç bir hayal kırıklığı ile boğuşuyorum günlerdir ve rotam şaştı. çünkü iyileşemiyorum. saat sabahın 5'i ve ben bu hasta halimle dün iki shot tekila ve iki bira içtim, üstelik alkol toleransım oldukça düşüktür. sızdım ve 3 saat sonra gözlerim fal taşı gibi açıldı. üstelik uyuyabilmek için içtim, öyle bir gerçek de var.

neyse sadede geleyim.

bu adam beni çok sevdiğini ama yürütemediğimizi söyleyip ayrıldı. o söyleyemese ben söylemek zorunda kalacaktım ve onu incitmek istemiyordum, bunu söylemek zorunda kalmak da. evet, çünkü benden kaçıyordu. çünkü biz hiç sevişemedik. çünkü onun ereksiyonunu sürdürmekle ilgili problemleri var. "değer verdiği kadınla sevişemiyor"muş beyefendi ve üstelik aramızda 15 yaş olması da onu iyice strese soktu. çok uzun süredir beraber değildik, neticede birkaç aydır tanıyorduk birbirimizi ama yine de kolay bir ayrılık olmadı.

samimiyetinden zerrece şüphe etmedim ama hissettiklerini -ortalama her erkek gibi- ayırt edemediğini düşündüğüm için çok ciddiye de almadım beni çok sevdiğini, doğru kadın olduğumu düşündüğünü filan. lakin ben bu adamda -kesinlikle onun sergilediğini sandığı değil, bilakis gizlediği- bir samimi yan ve gösterdiğinden farklı nahif bir yön buldum-bulmuştum. yani onunla ilgili intibam olumluydu ve merhamet doluydu. aşık değildim, sevdiğimi söyleyemezdim belki ama gerçekten hoşlanıyordum ve varlığı iyi geliyordu. (üstelik ruh hali iyi olmaktan çok uzakta bir adam, kendine iyi gelemeyen birinin bi başkasına iyi gelmesi imkansız gibi gelirdi bana hep.) üstelik tanıdığım en kıl insanlar listesi yapsam ilk 3'e rahat girerdi ama classy bi tarafı da vardı bi yandan. (mesela adrien'da yoktu o, tam bir sonradan görme gibi geliyordu bana zaman zaman nitekim öyleydi de!)

ta ki...

ayrılığımızın üstünden 48 saat geçmeden bütün haftasonunu barda tanıştığı bir kadınla geçirdiğini öğrenene kadar...

üstelik o bar aksaray'da... kadın da seks işçisi...

yaşadığım hayal kırıklığının tarifi yok. çok ama çok üzgünüm. hep yazarım ben acım "geçene kadar" uyurum. günlerdir hiçbir şekilde gözümü kapatamıyorum. çünkü hissettiğim şeyin adı "acı" değil.

birine zarar vermenin, birinde iz bırakmanın, gerçekten incitmenin, silkeleyip kendine getirmenin yolu; onu "hayal kırıklığına uğratmak"mış. ben bunu karmanın kusmuğunda da yaşamıştım ilk arkamdan iş çevirdiğini fark ettiğimde. o zamanlar hormon dolu bir ergen olduğumdan öfkelenmiş, sinirlenmiş, ağlamış bağırıp çağırmış, ortalığı birbirine katmış, birlikte yaşadığımız evi terk etmiştim ama yaşadığım şeyin ne olduğunu anlayamamış dahası tanımlayamamıştım. ortadoğu topraklarında büyümüş ve az gelişmiş ergen kafasıyla tanımlayamadığım şeye toplumsal refleksle öfkelenmiştim ve en kolay yoldu üstelik. onu bugün bu bilinçle yaşım 19 değil 28 olmak üzereyken tanımlayabiliyorum: hayal kırıklığı

his yok... acı yok... üzgünlük desen değil, yorgunluk hiç değil. belki biraz şok var içinde biraz inanamama. konduramama... yakıştıramama... çaresizlik... karşındakinin yerine duyduğun utanç... kendinle ve sahip olduğun terminolojiyle ve o terminoloji için geliştirdiğin duygudurumla verdiğin mücadele.

böyle şeyler...

josephine

ps: bunun bir ella ve louis düeti var aslında onu daha çok seviyorum. ama bendeki kayıt çok daha iyi ve youtube'da onu bulamadım.

ps II: bu şarkıyı çok severim!


Ocak 26, 2015

testosteron karşısındaki büyük çaresizliğim



bugün birkaç haftadır hafta sonu da çalışıyor olmanın ve şu son hikayenin ki uzun uzun anlatmaya cidden niyetim yok- etkisiyle sabah gözlerimi açtığımda gayet hastaydım. yarın daha iyi olmayı umut ediyorum. eğer daha iyi olursam sevgilisinden ayrılan her kadının yaptığı şeyi yapıp kendimi kuaföre atacağım.

çocukken 16 ve 27-28 yaşlarımın çok değişik ve güzel ve havalı filan olacağını düşünürdüm. 16 yaşım bok gibi geçti. 27 yaşımın da iyi geçtiği söylenemez. 28 var sırada. ve 28 olmama sadece 1 ay kaldı.

işte o yüzden 28 olmadan önce yapmak istediğim birkaç şey/ulaşmak istediğim birkaç hedef var, onlara konsantre olmalıyım:

1. sigarayı bırakıyorum.
2. 28 olmadan evvel 2-3 kilo alıyorum.
3. hayatımı tekrar rayına oturtuyorum. adrien'la son barışmamız ve ayrılmamızdan beri hiçbir şey onun hayatımda olmadığı o 6 ay gibi değil.
4. elimde bir tane hikaye tamamlamam gereken bir iş var, onu bitiriyorum.
5. işi rayına oturtuyorum.

ps: karşımda gözleri dolu dolu "seni çok sevdiğimi biliyor musun? sen benim için doğru insansın ama çok yanlış zamanda karşıma çıktın" diyerek terk edildim. arkadaş kalmaya karar verdik. terk edildim demek aslında yükümü hafifletiyor ama o yapmasa ben yapmak zorunda kalacaktım ve yanına dualar ederek gittim ben söylemek zorunda kalmayayım diye. çok çok çok uzun yıllar sonra biriyle gerçekten bir şeyler paylaştığımı düşünüyordum. konuşmadan bakışarak filan da anlaşıyorduk ve gerçekten aramızda özel bir şeyler vardı. çok güçlü duygularım yoktu ama hayatımdaki varlığı beni mutlu ediyordu. çok garip! bir seksomanyaktan bir iktidarsıza savrulmam kadar garip bir şey olamazdı sanırım ama oldu. üstelik yardım elimi geri çevirdi. benim kabullenmem de kolay olmadı ama bu durumu birlikte çözebileceğimize, her ne olursa olsun ondan hemen vazgeçmek istemediğime ikna olmuştum. kadın erkek ilişkileri için, bir ilişkiyi yürütmek için çabalamadım sanırım bugüne kadar. gidiyorsa gitsin, kalıyorsa kalsın kafasında oldum genelde. ilk defa çabalamaya kararlıydım, tabii bir parça çaba da (ya kendisi için ya da benim için) o gösterseydi.

sevgiler
jk