Ekim 31, 2014

ay resmen hırs yaptım!


arkadaşımın büyük ve saygıdeğer bir yayınevinden kitabı çıktı. öykü kitabı...

hem mutlu oldum, gurur duydum filan. ama bi taraftan da acayip kanıma dokundu. içim buruldu.

dengemi bozdu bu durum benim.

yola birlikte koyulduğumuz insanlar aldı yürüdü ve ben gerçekten iddialı adaylardan biriydim.

ama ben çok gerilerde kaldım.

deyim yerindeyse nal topluyorum.

midem bulanıyo.

kuscam sanırım.

ya da her popom sıkıştığında olduğu gibi uyucam.

bilemedim.

ben anca blog yazayım işte!

sevgiler
jk

ps: birkaç gün önce fransız yapımı bir romantik komedide keşfettim. 70'ler jazz blues... dinlerken içi titriyor insanın.


Ekim 26, 2014

"amaan o gay" gerçekliği


kasım ayının o kadar da heyecanlı geçmeyeceği netlik kazandı.

benim çoook önce -3-4 yıl evvel- bir sevgilim varken tanıdığım ve "oha ne hoş çocuk" dediğim, sadece sosyal medyadan takip ettiğim ve sonrasında bir iki etkinlik dışında hiç karşılaşmadığım bir çocuk vardı. onunla iletişim tazelemek için doğru zamanı bekliyordum.

dün bir etkinlik vardı. aynı grubun faaliyeti. o yoktu. akşamında da kadıköy'de o gruptan bayadır görmediğim bir kadın arkadaşımla içtik, sohbet ettik. laf lafı açtı, onu da sordum.

-ya ben sergio'yu merak ediyorum aslında.
-hangi sergio?
-lopez olan. sergio lopez.
-amaan o gay kız!
-ne?
-valla gay. akademik kariyer vs gizliyordu o başlarda ama artık hepimiz biliyoruz.
-aaa! hadi ya! listemi güncellemem gerekecek!
-ahhahaha! liste mi yapıyorsun?
-ivit ama şu anda sen benim keyfimi çok kaçırdın yaaa.
-kızım zaten xxx'teki bütün kadınlar onu soruyor bana. herkese tek tek anlatmaktan gına geldi. ilk gördüğümde anlamıştım ben.
-yaaa. aslında ben de anlarım ilk gördüğümde... bla bla...

yaa yaaa! böyle işte. her kadının hayatında bir kez yaşayacağı "amaan o gay" gerçekliğiyle yüzleşmemi yaşıyorum şu anda. olmaz olmaz dememek lazım gay'leri hep şıp diye tanıyan, kadın arkadaşlarımı uyaran ben olurdum genelde, kısmet işte!

bu arada o benim bu kış için en önemli motivasyon unsurlarımdan biriydi, n'olucak şimdi?

ps: ekstra gelir için ingilizce öğretmeye başladım. ee malum oslo'lara kolay gidilmiyor. kendim de tasarım öğreniyorum. bi taraftan aktivist faaliyetler... bana kalsa yatıcam bütün gün, öğlene kadar uyuyacağım filan.

sevgiler
jk



Ekim 21, 2014

dünyanın bütün kadınları birleşin!


birkaç arkadaşım var, onların hepsi birbiriyle arkadaş. ben de bir tanesi vesilesiyle diğerlerini tanıdım. hatta arkadaş olduğum söylenemez. her neyse... über zengin aileleri var bu çocukların. çocuk diyorum 25 ve daha gençler. akıl olarak baya gençler, artık çocuklar demeye dilim varmıyor, varın siz anlayın.

altlarında son model jiplerle filan geziyorlar, etiler'de hiç adını sanını bilmediği dahası merak da etmediğim bu yüzden onlar anlatırken dinlermiş gibi yapıp sonra hiç hatırlamadığım yerlerde bet sesli türkücüleri/popçuları dinlemek için dünyanın parasını bırakıp çıkıyorlar.

evin yakınlarında mcdonalds'ta oturduk bir süre ben, benim arkadaşım ve onun babası pek meşhur bir kız arkadaşıyla. 24 yaşında genç bir kadın. güzel. bakire. şirin. daha çok masum. ama hayatta 'kadın-erkek ilişkileri' dışında hiçbir tutkusu yok. kendinden yaşça bir hayli büyük ünlü bir herifle birlikte. akıl almaz. ikisi konuşurlarken ben de evde yapılacaklar listemi check ediyorum kafamda, kafa sallayarak -dinlermiş gibi yapmanın birinci kuralı: belli aralıklarla arada kaşlarını havaya kaldırarak kafanı salla. şöyle cümleler çalındı kulağıma:

o çocuk çok pısırık! benim erkeğim... cızır cızır cız...

ben öyleyim ya. benim ilişkilerim hep uzun oldu. bızzztt... bzzz... bızt...

ama yumruğunu masaya da vurmayı bilecek biraz... (sanırım hâlâ onun erkeği burada topik) czzzz... dıztt dızt!

görücü geldi bana. zzzzzzzttt...

ay ne salakmışım! üç sene önce o çocukla evleniyordum. ama çok sevdim. cıııızzzt cızttt...

babam beni ona da vermez ki! o kendinden çok emin ama.

bir ara erkeklerden nefret ediyordum. tam bi feministtim! çat!

SHUTDOWN!

sinapslerim öldü. kısa devre yaptı beynimdeki elektrik akımı.

olamaz böyle bi şey... dünyanın bütün kadınları birleşsin ama önce bi akıllarını da başlarına alsın, lütfen!

bi de biri benim şartelimi kaldırabilir mi?

sevgiler
jk

ps: ben bi woody allen filmi patlatayım bari anca kendime gelirim.



lovers without borders

getting back together!

ben facebook'ta reporters without borders sayfasını like etmiştim. mr white nights da bugün doctors without borders sayfasını like etmiş, bi anda timeline'ıma düştü. burada bi ortak nokta bulup kendi kendime sevindim. sanırım ondan hoşlanıyorum hah-ha :) her ne kadar burada kıllı ortadoğulu bir herifle arada bir yatsam da. 

biliyorum klinik vakayım. 

ve çok acınası görünüyor olabilirim. 

bu arada geçen de şu yoklukta kredi kartına koca bir delik açmak suretiyle gidip kendime kocaman şişkin bi kaban aldım, oslo'ya gidince giyerim, diye. istanbul şartlarında ocak'ta iç çamaşırlarımın üstüne giysem üşümem o derece.  baya kafayı yedim sanki. arada aklım gelir gibi olunca 'deli miyim ben' diye düşünüyorum ama kısa süre sonra aklım gidiyor tabii ki ve tekrar kendim hariç herkesin deli olduğunu düşünmeye devam ediyorum.

sevgiler
jk

ps: bu arada bi çocuk vardı solcu, örgütlü filan. bugün onu gördüm. baya sohbet etme fırsatımız oldu. tatlı çocuk aslında. garip bi' şekilde gözlerine bakarken içimde merhamet, şefkat hissi uyandırıyor. kırılgan bi' insana benziyor. bu da beni onu çözmek, kaçtığında üstüne üstüne gitmek konusunda tetikliyor. ama tabii ki öyle şeyler yapmıyorum. aslında baya önce beğenmiştim ben bu çocuğu. 

ps II: kasım'da yine bi haltlar olucak, etkinlik dolu bi ay kasım. evet! ;) yalnız çapkınlık yapmaya çıkıp sonunda her şekilde üzülen tek insan olarak tarihe geçebilirim. biri beni üzünce üzülüyorum -haliyle- ama birini üzdüğümü düşününce de üzülüyorum. filan. her türlü evde tek başına zırıl zırıl ağlayan bi tipe dönüşüyorum. pişman oluyor muyum? ilk etapta evet! ama sonra geçiyor ve yine içimden aynı manyak çıkıyor. :))







Ekim 19, 2014

prensessem prensesim ulan!


bunu duymaktan çok sıkıldım. eskiden -çooook eskiden, yıllar evvel- grandma g 'sen kendini kraliyet sarayında filan mı sanıyorsun' diye kızar, dalga geçerdi. son yıllarda herkesten duyar oldum, benimle yeni tanışmış, kısa yahut uzun süredir tanıyan, eski ya da yeni arkadaşlarım, hiç arkadaşım olmayanlar vs.

eski ev arkadaşım yerli king kong, evden kovmak zorunda kaldığım son ev arkadaşı faciam aptal puma, adrien, nathaniel, half blood ingiliz arkadaşım, eski 'yeni sevgilim' (karmanın kusmuğu değil, onu gerçekten hatırlamıyorum desem yeridir)...

geçen gün ofiste, mutfakta kahve alıyorum, sevdiğim de bi kızcağız (ona bunu söyleten ne, ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yok gerçekten) durdu ve bana gülümseyerek (iğneleme amacı taşımıyordu) 'prenses! kraliyet ailesinde mi büyüdün?' dedi. hiç üstüme alınmadım, nasılsa bana dememiştir diye. sonra tekrarlayınca 'bana mı diyorsun' filan oldum.

half blood ingiliz arkadaşım, artık küstük konuşmuyoruz gerçi, bi gün bende ve saçma sapan bir tartışma içindeyiz. bir yandan da ben tırnaklarımı törpülüyorum. sol elimle yapamadığımı söylediğimde tutup elimi 'ver ben yapayım' demiş sonra da 'aman tanrım ne kadar parizyensin' diye uzun uzun dalga geçmişti. onun prenses ve türevi tabirleri arasında 'modalı teyze, parizyen, nahif, kırılgan' en çok kullandıkları arasındaydı. ama tabii sinirlendiğimi gördüğünde 'angara bebesi mode on yine' derdi, prenseslikten eser kalmadığını düşündüğü için sanırım.

architect guy bana 'pencere önü çiçeği' demiş, hatta bülent ortaçgil'in şarkısını da dinletmişti.

kızlarla bir trekking maceramız olmuş ve beni doğa sporlarına tövbe ettirmişti. beni kocaman hasır şapkam, şortum ve sarı yürüyüş ayakkabılarımla gördüklerinde 'fransız turist' diye dalga geçmişlerdi. sonra da o saçma sapan parkurda başımın çaresine bakabildiğimi gören, şimdilerde küs olduğumuz, deli gibi özlediğim ama öfkem geçmeden aramamaya kararlı olduğum bestfriend g yanıma gelip 'o kadar da hanım evladı değilmişsin' demişti. 'ne sandın yaprak, -irrelevant biliyorum- yıllardır benim yerimde sen olsan kafayı yerdin, sensin prenses, poposu konfordan vazgeçemeyen' dememiştim çünkü kızgın değildim o zaman.

her neyse...

aptal puma'nın sevgilisi önündeki servis tabağını kullanmak yerine tüm kahvaltılıklara çatalını sokmayı seçiyordu. onu incitmemek için aramızdaki samimiyete inanarak -heyhat ne aptallık- aptal puma'ya bu durumun benim iştahımı kaçırdığını söylemiştim sevgilisini üslubunca uyarsın diye. o da o zaman 'prenses, sen şatolarda, saraylarda mı büyüdün' diye dalga geçmişti benimle. son bam telime basınca ben de delirip 'ben senin sevgilinin türüküklediği peyniri yemek zorunda mıyım, hep birlikte sevişelim oldu olacak bu kadar sıvı alışverişi yapacaksak' diye bağırmaya başlamıştım.

böyle hikayeler işte...

tüm samimiyetimle söylüyorum: hâlâ bağdaş kurup bir yer sofrasına oturmayı beceremeyecek tiplerin bana neden prenses, parizyen, modalı teyze vs dediğini çoğu zaman anlamıyorum. günün birinde anlamayı diliyorum ama. tabii bi taraftan da bu tavrın altında kıskançlık kokusu alıyorum. toplumun genelini sarmış olan 'vasata övgü' halinin bizim cenahtaki yansıması gibi geliyor bu durum bana.

velhasıl, prensessem prensesim ulan! var mı! allahın nezaket, zerafet yoksunu üstelik kıskanç ayıları! ben sizi bunun için eleştiriyor muyum!

sevgiler
jk

ps: I am the one ~ michael jackson ;)

ps II: annem... annem ya evet öz, çok afedersiniz ama *mından düştüğüm annem benden bu yüzden nefret ediyor olabilir. 'ingilizler gibi çok soğukmuşum' böyle söylerdi küçükken, yaprak hayatında kaç ingiliz gördüyse!

ps III: bu arada internetten aldığım dolabın montajından, akan musluğun tamirine, sıkışmış kavanoz kapağından, yediği yemeğe, salçasına yoğurduna kadar da her bokunu kendi yapabilen bi insanım. sanılmasın ki sürekli birilerine ihtiyaç duyma halindeyim. bu yüzden anlamıyorum zaten. çünkü anne-babasından bile yardım göremediği için 'el'den medet umacak kadar kafayı yememiş, gayet amazon ruhlu ve öyle yaşayan tabir-i caizse survivor bir kadınım. ama yine de ben prensesim. kaldı ki öyleyim de! var mı itirazı olan!


Ekim 05, 2014

everything's crystal clear!


çok karmaşık gibi gelebilir ama aslında her şey çok berrak! benim için en azından öyle.

half blood ingiliz arkadaşım -artık arkadaşım ve dahi hiçbir şeyim değil- bana sarılıp uyumalarımıza bir anlam yükleyip yüklemediğimi sordu, oysa hiç üstüne düşünmemiştim. ben de oturup düşünmem gerektiği hissine kapıldım ve önümde adeta karmaşık bir matematik problemi varmışçasına çözümledim kendimi. hatta bu süreçte adrien'dan da yardım aldım, ne de olsa psikiyatr ve ne de olsa arkadaşız. bulduğum sonuç şu oldu: ben half blood ingiliz arkadaşımla evet zaman geçirmekten kayif alıyorum, evet onun varlığı/arkadaşlığı bana iyi geliyor ve evet onunla yatmak da istiyorum ama el ele arkadaş çevremizin karşısına geçip "selam millet bu benim sevgilim" demek istemiyorum. abartılı sevgi gösterileri de istemiyorum özellikle kamuya açık yerlerde. bulduğum sonucu onunla da paylaştım. "bana uyar" deyince ben de hayatıma eskisi gibi devam ettim. 

oysa o da ne!? hiçbir şey eskisi gibi değildi. ona ulaşamıyordum. hiçbir şekilde. laf atıyorum yanıtlamıyor. bir makale linki gönderiyorum, "bak bilmem kim ne yazmış oku da kan dolaşımın hızlansın" diye. çıt yok. program yapıyoruz bende buluşmak üzere, önce ısrarla onun arkadaşıyla yaşadığı evine gitmem için ısrar ediyor sonra da buluşmaya iki saat kala arıyorum teyit almak için ve geç geleceğini söylüyor. hem de 1 saat 2 saat bir gecikme değil 5-6 saatlik bir gecikme.

neyse... ben de tabii çeşitli bahanelerle tüm plan ve programları iptal ettim. adrien'ı çağırdım, oturup bir şeyler içtik, yemek yedik ve saatler boyunca her şeyi konuştuk -onları da sonraki postta anlatacağım, meğer başından beri adrien'ın hayatında bir kadın varmış zaten. 

sabah da yattım ben bu adamla. oldu valla. son zamanlarda zaten sevişmem gerektiğinin farkındaydım gayet, libidom yükseldikçe yükseliyordu her geçen gün. pişman mıyım? hayır. adrien'a karşı o eski hislerim var mı? hayır. benim için "hayatıma giren en yakışıklı adam"dı ya hani, şu anda sadece yaşlı ve incinmiş buluyorum. o da bu durumun farkında mı? evet, kesinlikle. açık açık dile getirdim mi? evet, büyük ölçüde. ama yatakta iyi mi? evet. orgazm garantili bir sevişme olacağını bildiğim için çok da düşünmedim açıkçası.

en son ben kendimi geri çekince half blood ingiliz arkadaşım dün gece saat 3'te whatsapp mesajlarıyla uyandırdı beni, neden onu aramadığımı, neden kendimi geri çektiğimi vs sorgulayan. sonra ben de ne düşünüyorsam tam olarak onu -ne eksik ne fazla- yazdım. iki saat sonra yani sabahın 5'inde tekrar uyandırdı beni. öfke doluydu. benimle mecbur kalmadıkça görüşmek istemiyormuş, hiçbir şey yazmadım.

çok da fifi şu saatten sonra. ben elimden geleni yaptım.

sevgiler
jk


Ekim 01, 2014

can I learn to love again?


uzun uzadıya anlatmayacağım. ama aramızda bir şey olmayacağı netleşti artık.

ama bu süreçten şunu öğrendim. benim kendimle ilgili çözmem gereken dev bir sorunum var: güven duymuyorum. ben kedi köpek dışında ya da arkadaşlarımı da dahil edebilirim ama sevmeyi, hani aşkla sevmek babında, nazım'ın vera'yı sevdiği gibi ya da özdemir asaf'ın 'sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor' dediği gibi, samimi gerekirse yüzünü yere indirerek gerekirse boynunu bükerek sevmeyi bilmiyorum. unutmuşum. ya da hiç öğrenmemişim. bilmiyorum. kendimi tamir etmem gerekiyor.

bu şarkı da bana gelsin.

ps: hâlâ bu meseleyi güçlüyken noktaladığım için içimde sevinen biri var. bir rahatladım. yük kalktı üstümden.

sevgiler
jk