Ağustos 31, 2014

arkadaşlarım, ben ve güzel giden her şey

kendi kendimin kayan yıldızı oldum ve bir dilek tuttum!

amerikalı akademisyen bir arkadaşım var, cumhuriyetçi kendisi, onunla geçirdim öğleden sonramı. bir sürü konuda konuştuk. benim yeni kariyer planlarım için bir takım öneriler getirdi. norveç'e yerleşme orada gender research alanında çalışma fikrimi değerlendirdi, neden amerika'yı düşünmediğimi sordu, amerika'da sahip olabileceğim avantajları anlattı. bu konuyu kendi üniversitesinde de araştıracağını söyledi. seneye yaza tekrar gelecek, kışın skype'da buluşalım diye konuştuk, o da türkçe öğreniyor. pratik olur hem, hem de gerçekten hayata bakışı bambaşka iki insan olmamıza rağmen baya iyi anlaştık. o dindar, eşcinsel evliliklere sıcak bakmıyor, cumhuriyetçi vs. ama çok saygılı ve çok centilmen.

ingilizcemin yeterince iyi olduğuna inanmıyorum ben, özellikle konuşurken çok tekliyorum ama tanıdığım tüm ingilizce bilen insanlar -ingilizler, amerikalılar, iskandinavlar, türkler- hem aksanımı hem de dil becerilerimi oldukça başarılı buluyor. bugün de republican guy (amerikalı akademisyen arkadaşımın adı bu olsun) beni bu konuda cesaretlendirdi bol bol. hem utandım hem sevindim. çünkü gerçekten arzu ettiğim gibi değil ingilizcem. şımartıyormuş gibi hissettim.

sonra da biraz hüzünlendim. gidiyor çünkü o da. yarın.

bu sene yaz çok ama çok kötü başladı. mayıs ayında doktor doktor dolaşıp psikiyatrist arıyor, gittiğim her doktora gıcık oluyor ve seans boyunca ağlıyordum. ama sonra iş kısmı hariç -hâlâ oturmadı taşlar yerine- muhteşem bir şeye dönüştü yaz. hayatımda ilk kez o kadar özgür ve mutluydum ki hayatımın en güzel yazını geçirdiğimi söyleyebilirim.

bir kere kendi yaş grubumda dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar tanıdım ve onları iyi arkadaş kategorisine koydum ve onların bana karşı dostane yaklaşımından en ufak bir şüphem olmadı hiç. bol bol ecnebilerle türklerle olduğundan daha kolay anlaşabiliyor olmama şaşırdım. tanıştıklarımın hepsi benimle iletişimde kaldı.

yaşadığım tatsız süreçte bir ablam oldu mesela. eskiden şefim olan. şimdi aramızdan su sızmıyor, ablam olsa bu kadar severdim eminim. iyi ki arkadaşlarım var. kendimi yepyeni şeyler yapabilmek için ziyadesiyle güçlü hissediyorum. ve onların cesaretlendirmesi ve samimiyeti olmadan bir adım bile atacak mecalim kalmamıştı.

ve evet hayatımın en doğru kararını aldım. bir daha ortadoğulu erkeklerle birlikte olmayacağım ve lütfen sevgili evren bana oyun oynama bu konuda. çok iyi erkek arkadaşlarım var ve onları oldukça önemsiyor ve seviyorum ama bu topraklardan bir adamla birlikte olarak kendimi tekrar yormayacağım. olmuyor olmadığını kendi arkadaşlarımdan ve kendi tecrübelerimden ve hatta şimdi kızkardeşimden hareketle defalarca gördüm, gözlemledim. bu kararı almış olmak da beni çok rahatlattı, haftada ortalama bir kişiyi en ufak bir şüphe duymaksızın reddediyorum. ben birini ararken bu kadar talep yoktu, ne acayip.

yazacak yapacak çoook şey var. hepsini azar azar anlatacağım. kelimenin tam anlamıyla hayatımda ilk kez kariyerime ve kendime odaklandım, deli gibi çalışıyorum. ve çok mutluyum. (şşt! nazar değdirme! tahtaya vur.)

sevgiler
jk

ps: bu adam benimle evlenmez di mi? amaaan zaten napiyim esrarkeş adamı. hıh!


Ağustos 30, 2014

ve tanrı iskandinav erkeklerini yarattı


genelleme içermez. bugüne kadar sadece bir iskandinav erkeği  ile tanıştım ve muhteşem zaman geçirdim. tutuldum evet ama herkes birbirine o kadar dostane ve arkadaşça yaklaşıyordu ki çocukla tanıştığım günden başlayarak ve gidişini takip eden bir hafta boyunca her ama her gece -hiç abartmıyorum- rüyamda görüp durdum. ta ki kendime "sanırım ben mr white nights'tan hoşlandım"ı itiraf edene kadar...

internette de küçük bir araştırma yaptım, dünyanın çok çeşitli yerlerinden kadınlar ve norveçli erkekler norveç erkekleri hakkında bir şeyler yazıp çizmiş. özetle; hissettiğim/gözlemlerim ve okuduklarım bu adamlardan şahane iyi koca olacağına işaret ediyor.

mesela daha yeni tanışılmıştır. hadi ben türk kahvesi yapayım size, denir ve mutfağa gidilir. tam bir dakika sonra kapıdan kocaman masmavi gözleri olan sevimli ama bir o kadar kemikli bir surat uzanır: "yardıma ihtiyacın var mı?"

"hayır, teşekkür ederim" dersin mesela gitsin diye. gitmez kafayı takiben vücut da kapı aralığından içeri süzülür usulca. göz ucuyla bakarsın, o da gözlerini kocaman açmış mutfağın içini inceliyordur. sonra sorular sormaya başlar, "o ne bu ne, bunu nasıl yapıyorsun, niye öyle yapıyorsun bla bla."

hiçbir şey yapmasa da hayır cevabını almak yetmez ona her defasında ben işimi bitirip içeri girene kadar geyik yaparak bana eşlik eder. sonra ufak tefek işler vermeye başlarsınız büyük bir ciddiyetle maydonoz, nane ayıklar, yemek tarifi alır. bulgura bülgür der. geldiğinde kapıların üstünde çarşaf nevresim kuruttuğumu gördüğü için birkaç gün sonra yıkadığı tişörtlerini kapıların üstüne asar. akşamları bik bik gelip gün içinde yaptıkları her şeyi anlatır. ama aslında baya da az konuşur bu adam bi taraftan da. utangaçtır biraz.

hatta -benim henüz bir ayakkabılığım yok, kapının yanında 4-5 çift ayakkabı yan yana duruyor- duvar ve ilk ayakkabı çifti arasında bir çift ayakkabı sığacak kadar yer olduğunu görüp kendi ayakkabılarını o araya sığdırmaya çalıştığını görürüm bir akşam.

bir başka akşam ne zaman geleceklerini sormak için camın önünde onu aramaya hazırlanırken - yüksek giriş benim evim- aşağıdan biri zıplar "yo" diye. sonra da korkmadın mı, diye sorar yine o kocaman mavi gözlerini şaşkın şaşkın açıp. alandaki tüm görsel enformasyonu içine çekmek ister gibidir o gözler.

elinde bademli magnumla gelince, "a en sevdiğim" diye ciyaklarsın mutluluktan uçar, kendisiyle gurur duyar ve bunu dışardan bakan bir göz olarak kesinlikle fark edersin. yemek yaparsın, anlatmalara, teşekkür etmelere doyamaz. falan filan. sonra sersem sersem ayrılık vakti geldiğinde küçük bir çocuk gibi  tabağına sarılır ve "gitmek istemiyorum, lütfen biraz daha yemek istiyorum ben çok mutluyum, gitmesek" diyebilir. sonra gider ve ne olduğuna anlam veremediğin bir şekilde dolu dolu gözlerle yediği zeytin çekirdeklerine bakarken bulursun kendini.


Ağustos 25, 2014

özellikle genç kadınlara tavsiyeler...


  1. meselelere annelerinizin öğrettiği şekilde, "erkek kafasıyla" bakmaktan vazgeçin. özellikle bir kadın bir erkek arasında geçen bir mesele varsa otomatikman suçu kadında arayan bir yaklaşımdır o ben de iyi bilirim, yapmayın. çünkü yarın, şu an suç aradığınız o kadının yerinde olmanız an meselesi. 
  2. her durumda başka bir suçlu kadın aramaktan vazgeçin. mesela aldatıldıysan ikinci kadını suçlayarak kendini rahatlatma, adamın ağzına sıç! anladın mı, muhtemelen o kadın da en az senin kadar masum.
  3. herhangi bir erkek için kadın arkadaşlarınızı satmayın.
  4. vik vik erkeklerin üstüne konuşmayı pek sevdiği kadınlar evli erkeklerden hoşlanır, filan gibi tatavalara pabuç bırakmayın. muhtemelen "diğer" kadına da sürpriz olmuştur adamın evli olduğu. anlatabiliyor muyum? muazzam yalancı ve kendisini gizleyen ve her durumda kendisini haklı gören, yüzü kızarmayan yepyeni bir profille karşı karşıyayız. babalarınızla filan karıştırmayın.
  5. kadınların çok zeki, sinsi ve bir o kadar kötücül vb erkeklerin de saf yahut masum olduklarına inanmaktan vazgeçin. öyle erkeklerle karşılaşacaksınız ki siz kendinizi çok akıllı sanırken sizin yatağınıza başka kadınlar sokacak ya da bunu deneyecek. 
  6. gerçekten özgür ruhlu olun. koca buluncaya kadar olmasın tüm çılgınlıklarınız, havalarınız. her adama da potansiyel koca gözüyle bakmaktan vazgeçin.
  7. belli keskin noktalarınız olsun. taviz vermeyin. atıyorum, tek eşlilik hassas noktanızsa aldatan bir adamı asla ama asla affetmeyin. mutlaka ama mutlaka tekrar edecektir aynı davranışı. bu bir örnekti tabii uyarlayın.
  8. kalmazsınız da yine de yapayalnız olmayı/kalmayı göze alın. yalnızlık hiç de ezberletildiği gibi/kadar kötü bir şey değil. allah'a filan da mahsus değil. aksine muhteşem bir kişisel gelişim imkanı. ve yüzde 99 sadece bir süreç, geçici yani. o yüzden değerlendirin.
  9. su gibi olmayın. birlikte olduğunuz adamın şeklini almayın, kişilikli olun. tüm entelektüel derinliğiniz de [birlikte olduğunuz adamların toplamı-unuttuklarınız] kadar olmasın.
  10. kimsenin ama hiç kimsenin -anne babanız da dahil- onayını kazanmak için zaman kaybetmeyin, yapmak istemediğiniz şeyleri yapmayın. ya da tam tersi yapmak istediğiniz şeyleri ertelemeyin.
  11. şunu aklınıza iyice sokun: "kötü/edepsiz kadın diye bir şey yoktur."
  12. şunu da aklınıza iyice sokun: ev işleri, temizlik, yemek yapmak, çocuk bakmak kadının görevi/sorumluluğu değildir.
  13. başkaları sizin hakkınızda ne söylerse söylesin, başkalarının düşüncelerini yönetmeye çalışmakla zaman kaybetmeyin. imajınızı değil kişiliğinizi dert edin. lütfen!
  14. ipe sapa gelmez saçma sapan ergen ruhlu adamların peşinde kendinizi yıpratmayın, o adamlardan bir koca yaratıp eve bağlayamazsınız. velev ki bağladınız -geçici bir süre- bu sizin o adamın önceki sevgililerinden üstün olduğunuz, daha güzel, daha akıllı, daha işini bilen filan olduğunuz anlamına gelmez. ben söyleyeyim en fazla daha enayi olduğunuz, kendinize gerçek anlamda değer vermediğiniz anlamına gelir.
  15. başkaları hakkında -özellikle diğer kadınlar hakkında- ileri geri konuşmaktan vazgeçin. erkekler bunu yapmaz. birbirlerinin kusurlarına/yanlışlarına karşı gece gibidirler çoğu zaman, hiç dile getirmedikleri bi şekilde muazzam bir dayanışma içindedirler. akıllıca davranıp her fırsatta birbirinizin götünü açmaktan vazgeçin. siz birbirinize saygı göstermezseniz gerçek anlamda birlikte olduğunuz hiçbir adamdan da saygı görmeyeceğinizi sakın unutmayın.
tayyip erdoğan'a vik vik etmekle olmuyor, kahkaha atmayın diyen bülent arınç'a 32 dişinizin göründüğü selfie'lerinizi sosyal medyada paylaşmakla da olmuyor. her fırsatta birbirinizi yiyorsunuz, her gün mağdur olduğunuz meselelerde dayanışmak yerine bir başka mağdur kadına bir tekme de siz atmayı yeğliyorsunuz, söz konusu karşı cinsten bir adam olduğunda özellikle kişisel hırslarınıza süratle yenik düşüyorsunuz. vs. yapmayın. 

ps: bu yazı, kadınların kadınlara karşı tutumuna tanık olduğum durumlarda dehşete düşmekten yorulduğum için yazılmıştır.


Ağustos 19, 2014

no men no cry!


bayadır yazmadım. özlemişim lan bilog!

erkeklerle ilişiğimi kestim, muhteşem tepeden bir bakışla ecnebi istiyom ben, sarışın çocuk yapıcam, bi daha hayyyyyatta ortadoğulu erkeklerle birlikte olmam" filan gibi über-gıcık cümlelerle çevremdeki erkekleri ve muhteşem egolarını -bana niyetleri olsun, olmasın- püskürttükten sonra kafam çok rahat bi şekilde gülüyorum eğleniyorum, arkadaşlarımla zaman geçiriyorum, tatile çıkıyorum, içiyorum zıçıyorum, kendime bakımlar yapıyorum, işe gidip genel yayın yönetmenimi boğmak istiyorum arada tuvalete kendimi kapatıp ağlıyorum ama 15 dk sonra unutup hayatıma devam ediyorum filan. keyfim kıyak.

hayatımda gerçekten -bildiğin aseksüel- hiçbir şekilde arayışta olmayan bir dönemden geçiyorum ve çok mutluyum. kimseye kalbimi açamayacağımı sandığım süreçte beni heyecanlandıran biri de oldu, türk değil norveçli. yılbaşından sonra oslo'ya gitme planları yapıyorum filan. iyiyim ya. valla.

yediğim yemeklerden acayip keyif alıyorum, dinlediğim müzikten muhteşem haz alıyorum, yeniden kendi geleceğimle ilgili ne yapmak istediğime dair düşünmeye başladım. özetle şu sıralar hayat bana güzel. amman nazar değmesin.

ps: bak son zamanlarda bir zamanlar new shoes'la çok sevdiğim ama pek de üstünde durmadığım bir madeni keşfettim.