Nisan 06, 2013

bir post ejaculation syndrome vak'ası



eveeeeet!

gerçek bir "post ejaculation syndrome" tecrübesini takiben yazılan bir post ben de yazacakmışım demek... hayat işte!

hep duyardım, bilirim de "işi bitince döndü götünü, uyudu" geyiğini. kendim de öyle yaptığımdan bunu nathaniel'a kadar hiç dert etmemiştim. ex sevgilim u ve alfonso'nun da "boşalma sonrası kaçışma" halini bu kadar şiddetli yaşadığına tanık olmamıştım. sevişirsin, kadın genelde orgazm taklidi yapar ki keyifli başlayan ama süreç içinde tepinme halini alan bu işkence daha fazla uzamasın, sonrasında erkeğin omzuna yatıp ya da adam başını kadının memelerine koyup "birlikte" ve genelde çıplak uyunur. ben böyle biliyorum.

tabii ki bazen adam arkasını dönüp yatar, bazen kadın. bazen kitap okur taraflardan biri, diğeri uyur. bazen adamın ne yaptığını görmem çünkü benim genelde uykum gelir. ama genelde çiftler aynı yatakta yatmayı ya da her nerede sevişildiyse orada kalmayı sürdürür ve temas etmeyi de. zaman zaman alfonso'nun çalışmak için kalktığı da olmuştur ama sonuçta biz birlikte yaşıyorduk ve haftada 2 kez seviştiğimizi düşünürsek çalışmak için yataktan çıkması hiç de tuhaf gelmiyordu bana, haliyle kırıcı da olmuyordu.

amma ve lakin nathaniel'da durum böyle değil. onda kaldığım ilk gece bizim "officially" first date'imizdi. Hatta bir parça sıkılmıştım, onu da kendime saklayamayacağım, "offf bu ne ya, ne işim var burada? bu adam çay demlemeyi bile akıl edemiyor," diye düşünmüştüm. neyse ki sonrasında bir şeyler anlatmaya başlayınca kara bulutlar dağıldı.

bir kadın için kendi kıyafetlerini kendisinin çıkarmak "zorunda kaldığı" bir sevişme "yaşanmasa daha iyi"dir, en kötüsüdür. Kıyafetlerini kendisi çıkarmak zorunda kalan kadından o sevişmede verim beklememek yerinde olur. Benim de öyle olmuştu. Neresinden tutsan elinde kalacak bir sevişmeydi ama nathaniel seviştikten sonra getirdiği kağıt havluları elime tutuşturup "ben iki dak'ka maillerime bakacağım," deyip salona geçtiğinde ben de sevişme sırasında kendimi veremediğim ve gıcık olduğum için hiç dert etmeyip elimdeki hakan günday romanına geri dönmüştüm. ne kadar geçtiğinin ayrımına varmadığım bir süre sonra da hâlâ dönmemiş olan nathaniel'ı fark edip çantamı toplayıp evden sessizce kaçmanın yolunu aramıştım. bulamayınca da elim mahkum (salonun hemen yanından açılıyor evin apartman kapısı) alınganlık yapmalı mıyım yoksa yapmamalı mı, diye sormuştum. sonra da halinde tavrında bir art niyet göremeyince hatta saçmaladığını fark edince yatak odasına gidip "ben şimdi kaçamıyorsam da yarın nathaniel'i uyandırmadan evden tüyerim, daha da görmem bu adamı" diye düşünüp gönül rahatlığıyla kitabıma gömülmüştüm. her neyse, zaten yeterince detay verdim, okusa kendisinden söz ettiğimi anlayacak hale geldi.  (dur artık josephine, detaylarda boğulma, sadede gel!)

son görüşmemizde de -bir sonrakinin ne zaman olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok, şimdilik beni aramış olması ve gitmeden haberleşmiş olmamız bana yetiyor. açıkçası çok görmek istesem bile göremeyecek olmak da işime geliyor. nathaniel bu, sağı solu belli olmaz, durduk yere canımı sıkacak bir şey yapar filan, malum sınavlarım kapıya dayandı gene.- nathaniel ve ben salondaki kanepede mercimeği fırına verdik. bu defa ben çakırkeyif olduğum için sevişmeye adapte olmakta hiç zorluk yaşamadım ve kendiliğinden ilerledi bütün süreçler ve tabii ki kıyafetlerimi kendim çıkarmak zorunda kalmadım. daha tam notunu veremedim ama nathaniel'ın iyi seviştiğini düşünüyorum. tempoyu iyi ayarlıyor, benden aldığı tepkileri iyi ölçüyor ama yanlış yorumluyor, sanki benden korkuyor gibi. sanki istemediğim bir şey yaparsa ona kafa atabileceğime ikna olmuş gibi... ya da çok kırılgan olduğumu düşünüyor gibi... incitmekten korkar bir hali var. hep bir hamleler yapmakla yapmamak arasında salınım halinde. elleri kolları havada askıda kalıyor sanki. aslında bu halini çok da sevimli buluyorum ve aslında her halinden etkilenmeye yer arıyorum ama bir taraftan da sevişiyoruz, realite bu. insan bir hareketlilik artsın, gaza geleyim, istiyor. bu ürkek ve kararsız tavırlar da insanda şefkat hissi uyandırıyor şehvet değil. (düşününce sanırım o hakaretamiz ifadelerle dolu mail nedeniyle oldu bunlar, yoktan yere taaruza geçince ben aklını aldım çocuğun. ah bir bilse aslında ne kadar hoşlanıyorum ondan, aradığında elim ayağıma dolaşıyor, kalp atışlarım hızlanıyor filan.)  neyse... yine gereksiz detaylarla doldu post :) meselenin özü iş bittiğinde nathaniel ayağa kalktı, kağıt havluyu bana uzattı ve bir hamle yaptı. lakin reflekslerim hiç fena sayılmayacağından bu defa " ben kendim hallederim, bu defa kaçamazsın!" deyip onu engelledim. sadece yatakta yani kanepede kalmasını istedim, sokulup sıkıntıya sokmak istemedim ya da lafı uzatmadım ama o kaçış hamlesini engelledim.

bakalım bir dahaki sefer olacak mı? olursa ne olacak? nathaniel'dan bildirmeye devam edeceğim.

deep note: hani sözünü ettiğim -barda tanışıp sonrasında randevulaştığım- biri var ya o yine bir başka posta kaldı.

deeper note: şimdi kesin, birileri post ejaculation syndrome'un isim babasının cem yılmaz olduğunu anımsatmak için sıra bekliyor olacak, baştan söyleyeyim biliyorum. hepimiz biliyoruz, tabiri sevdik, cem yılmaz'ı seviyoruz, öyle düşünün. keep calm, make love ;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder