Şubat 20, 2013

bokunda boncuk aramamalı insan!


 Bokunda boncuk aramak diye bir lafı vardır grandma g’nin. İşte tabir-i caizse benim yaptığıma bokunda boncuk aramak denir. Ev arkadaşımla çalkantılı bir ilişkimiz olduğu malum… Onun erkek arkadaşıyla olan ilişkisini de bir “dışardan gözlemci antropolog” edasında gözlemlediğim de malum… İkisi bu defa 14 şubat sevgililer gününü kan dökülmeden atlattılar. (yılbaşı kanlı olmuştu!) Benim için bilhassa sevgililer günü özel bir anlam ifade etmese de sonuçta çevremdeki koşuşturmacadan ve gerilimden ben de payıma düşeni alıyorum. Geçenlerde oturduk, alınıp verilen hediyelerin kritiğini yapıyorduk ki birden ex sevgilim u’nun bana 5 yıllık ilişkimiz boyunca mecidiyeköy’deki metrobüs çıkışında, yere açılan tezgahlardan 1 liraya aldığı öpüşen kediler stikırını anımsadım. Evet, bir adamla 5 yıl boyunca bir arkadaşlığın, bir ilişkin oluyor ve o 5 yılda –yılbaşlarını severim, doğumgünlerini de- sana aldığı tek hediye duvar stikırı. (bu adam bugünlerde ki hiçbir zaman babasının gönderdiği harçlıklar dışında bir geliri olmadığını da sayarsak, kendini “ezelden beri küçük burjuva” olduğuna bir biçimde inandırmış!!! –bu klinik vak’ayı başka bir postta etraflıca analiz edeceğime emin olabilirsin sevgili blog) ve o adamı o saniye kapıdan ya da camdan bi biçimde hayatından tekme tokat atmak yerine buna da mutlu olup seviniyorsun. Nasıl mutlu olduğumu anımsıyorum. Sonra biraz zihnimi kurcalayınca fark ediyorum ki aslında ben bokumda boncuk aramışım!

Ex sevgilim u’dan önce hayatımda itülü bir çocuk vardı ve fakülteden bir arkadaşım vesilesiyle tanışmıştık ve sürekli “double date” durumundaydık. Güzel ve kaliteli zaman geçiriyorduk, pek tabii baba parası yiyorduk filan. Velhasıl onunla başlayan bir süreçmiş benimki esasında. Çünkü o (ki o da moskova’ya yerleşti) ve ondan sonrakilere bakıyorum, hepsi sidikli kendini bilmezlermiş. İtü’lüden önceki taliplerimi ve hoşlandığım çocukları düşünüyorum, nyc’de, austin’de, zürih’te yaşayanlar var içlerinde.

Lisedeyken odtü bilgisayar mühendisliği son sınıf öğrencisi bi’ talibim bile olmuş benim. Olmuş diyorum çünkü aileler tanışıyormuş, bizimkiler bu konuyu açmadan kapatmış -benim bile haberim olmadan. Benim üniversiteyi kazandığım ilde yaşayabileceğimizi, tabii ki eğitimime devam edeceğimi, hatta evimi arabamı bile almayı vaat etmişler ve tek istedikleri çocuklarıyla beni tanıştırmakmış.

gecenin saat 1’inde doğum günüm olduğunu öğrenip arabasına! atlayıp (19 yaşında arabası olan bir insandan söz ediyorum, o yaşlarda bir genç kadının bu durumdan aslında etkilenmesi gerekir) açık mağaza bulabilmek ve doğum günümü ilk kutlayan olmak için havaalanına (ya da terminale) gidip hediye ve bir tane gülle gecenin saat 2’sinde kapımı çalışını hatırlıyorum ki o çocuk 3-4 kuşak İstanbullu bir aileden geliyordu.
İşte herkes o itülüden önceki –ismini hatırlamadığım- çocukla aramda bir şeyler olmasını beklerken ben itülüyle sevgili olduğum an kader ağlarını örmeye başlamış, ben farkına varmamışım.

İşte yıllardır kime ne yaptım acaba, diye düşünürken ansızın bu gece buldum! Ben o ismini hatırlamadığım çocuğun ahını almış olmalıyım! O çocukla olmadım ve evren beni bu sidikli kaprisli erkekler karmasına ve onların vahim hayat biçimine ve algısına mahkûm etti!

Bugüne kadar hayatıma giren erkekleri uç uca eklesen o çocuğun boyuna, toplasan –vazgeçtim toplayınca iyice korkunç oldu- o yakışıklılığa, 100 yaşlarına da gelseler o olgunluğa ve mütevazılığa erişmesi imkânsız erkeklere o gece mahkûm oldum ben!

Sevgili ismini hatırlamadığım ama yakışıklı ve çok düzgün bir insan olduğunu bugün –ansızın- anımsayıverdiğim çocuk! EVRENİN HUZURUNDA SENDEN AF DİLİYORUM! Beni ve şansımı özgür bırak. Eminim sen şu anda beni 10’la çarpsan etmeyeceğim kadar güzel, düzgün ve sana yakışan bir kızla birliktesin, umarım değilsen de olursun ve belki beni anımsamıyorsun bile ama o laneti kırmam için beni affetmen gerekiyor. DUY SESİMİ VE BENİ AFFET! Sevgili karma, hatamı anladım, dersimi aldım, yaptığım yanlış seçimlerin bedelini ödedim, lütfen yolumu aydınlat, bana kaybettiğim şansımı, iç sesimin yol göstericiliğini, öngörülerimi, yetenek ve yetilerimi geri ver! ve sen beni bilhassa ex sevgilim u gibi insanlardan uzak tut! (gerçi bilenler her ne kadar böyle bir hata hayatta bir kez yapılır, deseler de yavaş öğrendiğim malum!) Lütfen. Beni yine o ismini hatırlamadığım çocuk gibi, Mrs Dove gibi, nyc’de, zürih’te, austin’de yaşayan o çocuklar gibi insanlarla karşılaştır. Tekrar şaşalı, başarılı günlerime dönmeme yardım et!

SEVGİLİ EVREN adak olarak yarın sabah yine ve daha çok sokak kedisini besleyeceğim, yine daha az plastik tüketmeye, atıklarımı geri dönüştürmeye azami çaba göstereceğim, söz veriyorum. Şimdilik elimden gelen bunlar! Duy sesimi! Kedilerim gibi 4 ayak üstüne düştüğüm, şanslı, ışıltılı, başarılı ve huzurlu günler diliyorum senden. Dersimi aldım, bir daha altın tepside sunduklarına burun kıvırmı’cam. Söz bak bi’ da’a yapmıcam. Valla…

Sevgiler
jk

Şubat 09, 2013

en embesil it girl!

bir serena van der woodsen değil, yanlış anlaşılma olmasın!

saçma ama gerçek... lisede "it girl" bendim. gelmiş geçmiş en embesil it girl olmam kuvvetle muhtemel. yaptığım saçma sapan bazı şeylerin akım haline gelmesi filan sadece birkaç gün sürüyordu. ankara'da şimdi nasıl bilmiyorum ama ben öğrenciyken hemen hiçbir lisenin disiplin kuralları pek de gevşek değildi. bizim etek boylarımız belli bir ölçünün üstüne çıkamazdı, buna okul izin verse aileler müsaade etmezdi zaten, okula giderken belimize kadar uzattığımız saçlarımızı açık bırakamazdık, rengini değiştiremezdik, aksesuar takamazdık, formaları fazlaca kişiselleştiremezdik.