Ağustos 30, 2012

Ağustos 27, 2012

i'm outta love!?



ankara-istanbul arası kamil koç'tan başka bir araç kullanmamam gerektiğini bir kez daha anladım. uçak da dahil... yıllardır gider gelirim ilk defa kamil koç'ta yer bulamadım. nilüfer'e bindim ve berbat bir yolculuk yaptım. ve buradan otobüs firmalarına sesleniyorum kucakta çocuk olup olmadığı bilgisini almak bu kadar zor olmamalı. ben katlanamıyorum çocuk zırıltısına ve koltuğumu bir çocukla paylaşmaya. bu iş bu kadar zor

Ağustos 24, 2012

you and i... lady gaga'dan gelsin o zamansa...



ps: kıçım dümdüz oldu. yorucu bir gündü. aylardır beklediğim bir şey oldu. ama sır... hayattan bir şeyler istersiniz istersiniz vermez vermez ve bir anda hepsini kucağınıza boca eder. bu defa da hangisini seçeceğinizi şaşırırsınız. ama ben yaklaşımımı değiştirdim, ben seçmiyorum bu defa. akışına bırakıyorum. hadi bakalım;)





Ağustos 23, 2012

üzücü ama hâlâ üzgünüm!

evet! hâlâ üzgünüm. ve hâlâ kalbim kırık... son bir haftadır geçtiğinden ne kadar emindim oysa. nedense diğer hiçbirinde yaşamadığım bir üzüntü bu... ya da hayal kırıklığı...

hâlâ kötü biri olmadığını düşünüyorum. bilakis kızabilsem, kötü biri ya da art niyetli bir zampara olduğuna ikna olabilsem -o yolda ama daha zamanı var belli ki- belki şu anda üzüldüğümün ayrımına varmam gecenin saat

Ağustos 22, 2012

kedi olalı bir fare tuttu(m) sanırım!

dergicilik gazetecilik yaptım lakin televizyon mecra olarak yabancısı olduğum bir arena... izleyiciyim. keza internet de... yani bir online denemem olmuştu ama o zaten belirli ve çok hareketli olmayan bir alan üzerineydi. sakin bir tempoyla gün rahat rahat bitiyordu. lakin yeni işimde ev konforunda ve üstelik ankara'da çalışabiliyor olmaya devam etmek güzel... lakin yatak odasından salondaki akşam yemeğine katılamayacak kadar başını kaldırmadan çalışmak biraz tuhaf...

Ağustos 19, 2012

secret works!

en son dear virgo'ya gerçekten haber yapmayı ne kadar özlediğimden söz etmiş ve ona yaptığım bazı imzalı haberler göndermiştim. sadece bir kez tekrarlamıştım bu cümleyi ve zaten üstüne konuştuğumuz birkaç konu başlığı arasında kaynayıp gitmişti.

Ağustos 18, 2012

"the right guy" kim değil?

20'lerin tam ortasındaki bir genç kadın olarak the right guy'da olması gerekenleri çok emin sırayalamasam da olmaması gerekenleri sıralayabiliyorum. sevgili kendim, lütfen "sonraki"nde onunla olup olmayacağıma karar vermeden önce "tecrübeyle sabit" bu maddeleri check etmeyi unutma!

Ağustos 16, 2012

bestfriend g geliyorre

veee beklenen an geldi. bestfriend g ankara-istanbul otobüsünde... bu defa yerleşmeye geliyor. işin tuhaf tarafı yine son iki haftadır kendimle o kadar meşgulüm ki kızcağızın geliyor olduğu fikrini bile unuttum. bu gece yaptığımız telefon konuşması resmen bana 1 ay öncesine kadar canım arkadaşımın yolunu dört gözle beklediğim gerçeğini anımsattı. sonrası zaten bir başını bir de sonunu anımsadığım "dear virgo"...


gel bakalım kınalı yapıncak'ım benim gel annenin şefkat dolu kollarına. aha-ha:)

ve işte hayat zaten tam da böyledir. bir macera biter diğeri başlar. ümit ediyorum ki her şey çok güzel olacak ve birbirimize kenetlenerek çok şeyler başaracağız.

off bu gece sevinçten heyecandan uyuyamam ki ben şimdi. yarın da çalışmak lazım. hatta yarın görmeyi umut ettiğim biri bile var ve aslında tüm zorunlulukları bir kenara bırakıp yarın tüm günü bestfriend g ile geçirmek arzusundayım. (bu arada evet, aklından geçeni biliyorum. çünkü aklın yolu bir ve ben akıllanmam. ama öyle bir adamla tanıştım ki mr ü diyelim adına. nefesimi kesti ama çaktırmadım. ama elim ayağıma dolandı ve pekala bu durumdan çok sinsice keyif aldı, fark ettim, fark ettirdi hatta. ve şimdiye dek birlikte olduğum adamların neden beş benzemez olduklarını da gayet iyi anladım -şu aralar zihir gibi her şeyi anlıyorum ahhah-. zaten o da gitti bir saat ancak geçmişti ki bisiklet tepesinde tekrar göründü kapının önünde "kenan kalav'ın gençliği gibiyim," diye kahkahalar içinde. yaptığın esprileri duydum hayatım ve evet kahretsin ki kenan kalav'ın gençliği gibisin! on saniyede bir kadının aklını başından alabilirsin. ve evet erkekte uzun saça hâlâ zaafım varmış, onu da anladım.)


ps: bestfriend g'nin geliş haberini paylaşmayı istediğim tek bir kişi var ama yapamam, ne fena di mi!

ps II: görsel aratmak için bestfriend yazınca google çıldıyormuş meğerse.




Ağustos 14, 2012

kuduruk gibi "ara post"


baştan uyarıyorum: bu bir ara post'tur!

"gentlemen prefer blondes II" yolda... hatta "the right guy kim değil" de yolda... yazıldılar ama kağıttan postlara aktarılmadılar henüz. çılgınca yazıyorum ve yıllar önce yitirdiğim bir alışkanlıkla kağıtlara yazıyorum. uyuyup uyanıp bir şeyler yedikten sonra yine yazıyorum. birkaç günde öylesine yol kat ettim ki yakın bir tarihte "çok sürprizli şey"ler yapabilirim. 

Ağustos 12, 2012

i messed up!

ön not: bu benim 2. postumdu, blogumda yaptığım düzenlemeler sırasında buraya çıktı, ben de bi' cacık anlamadım.

Kurtlu gibi duramadım yine yazıyorum. Biliyorum ki kurtlarım çabucak dökülür ve iki gün sonra bu blog da "yapılmayı bekleyen işler" listemde kendine bir yer edinir ve zamanla ben şifrelerim dahil olmak üzere bu blog ve bu bloga dair her şeyi unutur giderim. Ner'den mi biliyorum? Daha önce de bloglar açtım, ne kadar sıkıcı ve kasıntı bir insan olduğumu bloglar vasıtasıyla hayat bir kez daha yüzüme vurdu. Sosyalleşebilen insanları gerçekten kıskanıyorum.

gentlemen prefer blondes - I

"dear virgo, kuvvetle muhtemel bu yazıyı okuyorsun, işte otokontrol mekanizması diye buna deniyor -tam şu anda yaşadığıma- hakkında kötü şeyler yazmayacağım, söylemeyeceğim ve şu dakikaya kadar olan süreçte böyle şeyler yapmadım, bilakis üzgün olduğumu gören ve kızgın arkadaşlarıma karşı savunmak durumunda kaldım seni. senin de bu konuda ne kadar dikkatli ve nazik bir insan olduğunun bilincindeyim, sana bu kadar kısa bir sürede bu kadar önem atfetmemin en büyük nedeni de sanırım buydu. amma ve lakin -gelelim karpuz kabuğunun faydalarına- tavsiyeme uymayacağını tahmin etsem/bilsem de yine de senden blogumu okumayı bırakmanı rica ediyorum, lütfen."

words i couldn't say


country seviyorum. eskiler de güzel modern yorumlar da... bana aslında farkında olmadan sevdiğim müzik türünün country olduğunu fark ettiren country strong'dan bir sahne... tabii esas olan şarkı...

hiçkimse merak etmiyorsa da olup biteni yazacağım elbette. ama önce suların çekilmesi lazım ki bana neler kaldığını görebileyim. zamana ihtiyacım var suları dindirmek için.

ama şu ana kadar çıkardığım ilk dersleri paylaşabilirim: "içip ağlamak, klozet tepelerinde kusmak için mahallenin sürekli gidilen -işletmecisi dahil herkesin tanıdık olduğu- barı tercih edilmemeli ve beyaz elbise giyilmemeli. regl sonrası hem de kesinlikle giyilmemeli -o elbisede var bir uğursuzluk zaten."
 

hade öptüm.
byess.
jk

Ağustos 11, 2012

carpe diem o zaman yahut seize the day!



Ağustos 7, 2012
02.48 am


evet... ben -ansızın- hayatıma giren birinden gerçekten etkilendim, hoşlandım. dokunmak, sesini duymak, dudaklarını hissetmek, mahrem anlarına tanık olmak, kokusunu duyumsamak, bıdı bıdı bir şeyler anlatan halini izlemek, aşama aşama aramızda bir güven inşa edişine "şaşkınlıkla" tanık olmak, yanında garip bir çekingenlik hissetmek, alışmaya çalışmak, ne düşünüp ne hissedeceğini "gerçekten" umursayıp bencilliklerimden sıyrılmayı denemek, dokunmak sarılmak isteyip bi' türlü becerememek, kamuya açık yerlerde her temas anında

kapının önüne koydum AMA KENDİMİ



 Ağustos 7, 2012
02.14 am

bitti. kötü bitti hem de. işe koyulurken verilen sözler, edilen büyük büyük laflar afiyetle yenilip yutuldu -bir kez daha- ve bir ilişki daha "officially" son buldu. "ben ne ilişkiler gördüm zaten yoktular," kabilinden bir ilişki... tekrar tekrar son bulup durdu hatta.

birlikte yaşadığımız süre boyunca -ki o hatayı ikinci kez tekrarlamamalıydım ama kalın kafalıyım tek seferde