Aralık 30, 2012

bu hikayedeki "çöl terzisi" benim


 kendim diktim düştüğüm
yolların hırkasını
eğnimi onlarla eksilttim
sabrını beklediğim kuyulardı yeminli ay vakti
talibi olmadım heykeliminbildim kumdan yapılmaz çölün heykeli
vahamı kendim diktim
kendim diktim hikâyelerimi
yırtığını söküğünü onulmazın, hayatın

Aralık 28, 2012

meditasyon ve uykusuzluk...


 eveet sonunda aylar yıllardır dilimden düşürmediğim yoga sınıfına gittim. meditasyon yaptım, bol bol tütsülendikten sonra eve gelip demirkubuz'un yeraltı'ndaki ana karakter gibi kendimi koklayıp durdum. hatta bir ara yürüdüğüm yolların tütsü koktuğunu, hatta tenimin doğal kokusunun bile tütsü kokusuyla çaprazlandığını filan sanmadım dersem yalan olur. ara ara o koku burnuma hâlâ geliyor.

Aralık 27, 2012

sibirya halk türküsünde gözyaşlarım sel olursa...



 bir video görmüştüm yıllar önce. kutuplara yakın bir yerde çekildiği oldukça belli olan videoda iki tane çekik gözlü insan "tuhaf" sayılabilecek bir şarkı/türkü söylüyordu. insanlar bunu feysbukta dalga geçmek için paylaşıyorlardı lakin ben bu videoyu izlediğimde nedensiz bir biçimde gözyaşlarıma hakim olamamıştım. hatta bunu duyan bestfriend g benimle çok eğlenmişti. o zamanlar da merak edip araştırmamıştım nedir, ne değildir diye. 

Aralık 25, 2012

dergiciliğin yahut benim dergiciliğimin sonu...


mehveş evin - newsweek de tarihe karıştı

sabah sabah gözlerimi dolduran bi haber aldım. dergici olmanın hayalini kurduğum lise yıllarımda bab-i ali'ye dair bir sürü hikaye / anı okudum. pek çok -o yıllarda çok önemsediğim- gazetecinin hayat hikayesini de bilirim. gazeteciliğe olan merakım ve tutkum yüzünden uyuşturucu kullanan ünlülerle ilgili kitapları bile okudum. benim için o dönemler bir kitabı bir gazetecinin çıkarmış olması okumak için yeterli bir gerekçeydi. yıllarca da o köşe yazarı onu yazmış, bu bunu yazmış, diye bik bik ötüp durdum.

Aralık 24, 2012

gerçekçi ol ve mümkün olanı iste!


 Nev-i şahsına münhasır bir yeni yılda yapılacaklar/başarılacaklar/ hedeflenenler listesi yaptım. Başlıyorum:

1. mezun ol!!!

2. az konuş!
3. çok çalış
4. çok oku.
5. sakin ol.
6. çok film izle (ama iyi filmler, romantik komedilere son!)

7. yoga yap
8. çok yaz/üret.
9. istikrarlı ol.
10. programlı/düzenli ol.

Aralık 23, 2012

ananı da al git 2012!


marduk filan bir ümit mayalara bel bağlamıştım o da gol olmadı. cidden kıyamet kopacak olsaydı, anadan üryan kendimi sokağa vuracak, bağıra çağıra, mutluluk gözyaşları içinde, o gezegenin tam üstüme düşeceği iyi bir nokta bulana kadar koşacaktım. lakin olmadı! ben de umutlarımı yeni yıla bağladım, madem kıyamet kopmuyor o zaman yeni yıl bana iyi şeyler getirsin. ya da bu lanet 2012 bütün saçmalıklarıyla birlikte bitsin gitsin canım.

Aralık 19, 2012

one in a million!


gerçek bir kuşbeyinliyim ve kimse beni böyle olduğum için suçlayamaz. evet! şayet bir tanrı varsa beni bazı şeylerden -meziyet de denebilir onlara- mahrum etmiş. klişe ama mesela akıl dağıtırken beni es geçmiş mesela, arada kaynamışım ben.

keza bir tanrı yoksa da genetik kodlarımda var bi problem. annemle babam adeta sözleşmişlercesine bütün boktan genlerini bana aktarmışlar. tabii temmuz sıcağında sevişirsen böyle olur.

Aralık 17, 2012

ah ulan ronaaaaaaaaaağğn!



Yeni yıla yenilenmiş bir blogla girmek istediğim için blogumun bütün görsel yapısını baştan aşağı sıfırdan yapılandırmaya karar verdim. Şaka maka derken de 2 yılı devirdim bu blogda. Sosyal medyada aynı profille devam edebildiğim en uzun süre rekoru olarak üfürükten kişisel başarılarımın arasında yerini aldı blogum.

Aralık 16, 2012

gentlemen prefer blondes II

yazmaya başlamadan önce mutfaktaki ufak tefek işlerimi hallettim. bugün yemek yapıcam ve çok gariptir ki bugün kahvaltıyı geçip direk yemek yemek istiyorum, bezelye aşkıyla yanıp tutuşuyorum şu anda. tabii bunda saatin öğleden sonra 2 buçuk olmasının, dün gece içtiğim votkalara karşın 24 saati aşkın süredir bir şey yememiş oluşumun, birkaç fincan yeşil çayla bu saate kadar lise öğrencisi bir arkadaşıma matematik anlatmamın ve yıpranan sinirlerimin de etkisi var.

Aralık 14, 2012

ya şampanya ya bi' can tercih sizin!

çikolatayı abarttım. birazdan şeker komasına girip ölebilirim ama bu beni çikolata yemekten alıkoymuyor tabii ki. çılgınca ders çalışmam gerekiyor. daha daha daha çok... çok kararlıyım bu lanet olası okulu bu yıl bitireceğim ve kampüste şampanya patlatacağım ya da gidip kampüste kendimi patlatacağım. finallerde beklediğim notları alamazsam hocaları da aynen bu şekilde tehdit etmeyi düşünüyorum. açık ve net! "ya kendimi patlatırım ya da beni mezun edersiniz ve şampanya patlatırım, tercih sizin!"

Aralık 08, 2012

hiçbir şey anlatmayan bir post...


 dokunsan ağlayacağım. hatta bence dokunmasan da ağlayacağım. birazdan... şu anda göz pınarlarımda titreşmekte olan iki damla yaş bedenimden ayrıldıkları anda her şey için çok geç olacak ve sonsuza kadar hüngür hüngür ağlayacağım. hiç susmadan, hiç durmadan...

Kasım 28, 2012

matrisi kulağından tutup üstüne yatırıyoruz!


basiretim bağlandı benim, valla! hangi işe elimi atsam saçma sapan bir hal almasına mani olamıyorum. artık gerçekten kulaklarımdan duman fışkırıyor. gidip yine son paramla sigara almamak için kendime mani olmaya çalışıyorum. çok sıkıldım yaşam biçimimden. ankara'ya dönmeyi ciddi ciddi düşünüyorum artık. istanbul'un unprofessional iş yaşamına, günün her saati sokaklarda toplu taşıma araçlarında dolaşan kuru kalabalığına, döküntü evlerine ve kasabalı göçmenlerine tahammülüm kalmadı.

Eylül 08, 2012

part time lover...



we are undercover passion on the run
chasing love up against the sun
we are strangers by day, lovers by night
knowing it's so wrong, but feeling so right 
...

Ağustos 30, 2012

Ağustos 27, 2012

i'm outta love!?



ankara-istanbul arası kamil koç'tan başka bir araç kullanmamam gerektiğini bir kez daha anladım. uçak da dahil... yıllardır gider gelirim ilk defa kamil koç'ta yer bulamadım. nilüfer'e bindim ve berbat bir yolculuk yaptım. ve buradan otobüs firmalarına sesleniyorum kucakta çocuk olup olmadığı bilgisini almak bu kadar zor olmamalı. ben katlanamıyorum çocuk zırıltısına ve koltuğumu bir çocukla paylaşmaya. bu iş bu kadar zor

Ağustos 24, 2012

you and i... lady gaga'dan gelsin o zamansa...



ps: kıçım dümdüz oldu. yorucu bir gündü. aylardır beklediğim bir şey oldu. ama sır... hayattan bir şeyler istersiniz istersiniz vermez vermez ve bir anda hepsini kucağınıza boca eder. bu defa da hangisini seçeceğinizi şaşırırsınız. ama ben yaklaşımımı değiştirdim, ben seçmiyorum bu defa. akışına bırakıyorum. hadi bakalım;)





Ağustos 23, 2012

üzücü ama hâlâ üzgünüm!

evet! hâlâ üzgünüm. ve hâlâ kalbim kırık... son bir haftadır geçtiğinden ne kadar emindim oysa. nedense diğer hiçbirinde yaşamadığım bir üzüntü bu... ya da hayal kırıklığı...

hâlâ kötü biri olmadığını düşünüyorum. bilakis kızabilsem, kötü biri ya da art niyetli bir zampara olduğuna ikna olabilsem -o yolda ama daha zamanı var belli ki- belki şu anda üzüldüğümün ayrımına varmam gecenin saat

Ağustos 22, 2012

kedi olalı bir fare tuttu(m) sanırım!

dergicilik gazetecilik yaptım lakin televizyon mecra olarak yabancısı olduğum bir arena... izleyiciyim. keza internet de... yani bir online denemem olmuştu ama o zaten belirli ve çok hareketli olmayan bir alan üzerineydi. sakin bir tempoyla gün rahat rahat bitiyordu. lakin yeni işimde ev konforunda ve üstelik ankara'da çalışabiliyor olmaya devam etmek güzel... lakin yatak odasından salondaki akşam yemeğine katılamayacak kadar başını kaldırmadan çalışmak biraz tuhaf...

Ağustos 19, 2012

secret works!

en son dear virgo'ya gerçekten haber yapmayı ne kadar özlediğimden söz etmiş ve ona yaptığım bazı imzalı haberler göndermiştim. sadece bir kez tekrarlamıştım bu cümleyi ve zaten üstüne konuştuğumuz birkaç konu başlığı arasında kaynayıp gitmişti.

Ağustos 18, 2012

"the right guy" kim değil?

20'lerin tam ortasındaki bir genç kadın olarak the right guy'da olması gerekenleri çok emin sırayalamasam da olmaması gerekenleri sıralayabiliyorum. sevgili kendim, lütfen "sonraki"nde onunla olup olmayacağıma karar vermeden önce "tecrübeyle sabit" bu maddeleri check etmeyi unutma!

Ağustos 16, 2012

bestfriend g geliyorre

veee beklenen an geldi. bestfriend g ankara-istanbul otobüsünde... bu defa yerleşmeye geliyor. işin tuhaf tarafı yine son iki haftadır kendimle o kadar meşgulüm ki kızcağızın geliyor olduğu fikrini bile unuttum. bu gece yaptığımız telefon konuşması resmen bana 1 ay öncesine kadar canım arkadaşımın yolunu dört gözle beklediğim gerçeğini anımsattı. sonrası zaten bir başını bir de sonunu anımsadığım "dear virgo"...


gel bakalım kınalı yapıncak'ım benim gel annenin şefkat dolu kollarına. aha-ha:)

ve işte hayat zaten tam da böyledir. bir macera biter diğeri başlar. ümit ediyorum ki her şey çok güzel olacak ve birbirimize kenetlenerek çok şeyler başaracağız.

off bu gece sevinçten heyecandan uyuyamam ki ben şimdi. yarın da çalışmak lazım. hatta yarın görmeyi umut ettiğim biri bile var ve aslında tüm zorunlulukları bir kenara bırakıp yarın tüm günü bestfriend g ile geçirmek arzusundayım. (bu arada evet, aklından geçeni biliyorum. çünkü aklın yolu bir ve ben akıllanmam. ama öyle bir adamla tanıştım ki mr ü diyelim adına. nefesimi kesti ama çaktırmadım. ama elim ayağıma dolandı ve pekala bu durumdan çok sinsice keyif aldı, fark ettim, fark ettirdi hatta. ve şimdiye dek birlikte olduğum adamların neden beş benzemez olduklarını da gayet iyi anladım -şu aralar zihir gibi her şeyi anlıyorum ahhah-. zaten o da gitti bir saat ancak geçmişti ki bisiklet tepesinde tekrar göründü kapının önünde "kenan kalav'ın gençliği gibiyim," diye kahkahalar içinde. yaptığın esprileri duydum hayatım ve evet kahretsin ki kenan kalav'ın gençliği gibisin! on saniyede bir kadının aklını başından alabilirsin. ve evet erkekte uzun saça hâlâ zaafım varmış, onu da anladım.)


ps: bestfriend g'nin geliş haberini paylaşmayı istediğim tek bir kişi var ama yapamam, ne fena di mi!

ps II: görsel aratmak için bestfriend yazınca google çıldıyormuş meğerse.




Ağustos 14, 2012

kuduruk gibi "ara post"


baştan uyarıyorum: bu bir ara post'tur!

"gentlemen prefer blondes II" yolda... hatta "the right guy kim değil" de yolda... yazıldılar ama kağıttan postlara aktarılmadılar henüz. çılgınca yazıyorum ve yıllar önce yitirdiğim bir alışkanlıkla kağıtlara yazıyorum. uyuyup uyanıp bir şeyler yedikten sonra yine yazıyorum. birkaç günde öylesine yol kat ettim ki yakın bir tarihte "çok sürprizli şey"ler yapabilirim. 

Ağustos 12, 2012

i messed up!

ön not: bu benim 2. postumdu, blogumda yaptığım düzenlemeler sırasında buraya çıktı, ben de bi' cacık anlamadım.

Kurtlu gibi duramadım yine yazıyorum. Biliyorum ki kurtlarım çabucak dökülür ve iki gün sonra bu blog da "yapılmayı bekleyen işler" listemde kendine bir yer edinir ve zamanla ben şifrelerim dahil olmak üzere bu blog ve bu bloga dair her şeyi unutur giderim. Ner'den mi biliyorum? Daha önce de bloglar açtım, ne kadar sıkıcı ve kasıntı bir insan olduğumu bloglar vasıtasıyla hayat bir kez daha yüzüme vurdu. Sosyalleşebilen insanları gerçekten kıskanıyorum.

gentlemen prefer blondes - I

"dear virgo, kuvvetle muhtemel bu yazıyı okuyorsun, işte otokontrol mekanizması diye buna deniyor -tam şu anda yaşadığıma- hakkında kötü şeyler yazmayacağım, söylemeyeceğim ve şu dakikaya kadar olan süreçte böyle şeyler yapmadım, bilakis üzgün olduğumu gören ve kızgın arkadaşlarıma karşı savunmak durumunda kaldım seni. senin de bu konuda ne kadar dikkatli ve nazik bir insan olduğunun bilincindeyim, sana bu kadar kısa bir sürede bu kadar önem atfetmemin en büyük nedeni de sanırım buydu. amma ve lakin -gelelim karpuz kabuğunun faydalarına- tavsiyeme uymayacağını tahmin etsem/bilsem de yine de senden blogumu okumayı bırakmanı rica ediyorum, lütfen."

words i couldn't say


country seviyorum. eskiler de güzel modern yorumlar da... bana aslında farkında olmadan sevdiğim müzik türünün country olduğunu fark ettiren country strong'dan bir sahne... tabii esas olan şarkı...

hiçkimse merak etmiyorsa da olup biteni yazacağım elbette. ama önce suların çekilmesi lazım ki bana neler kaldığını görebileyim. zamana ihtiyacım var suları dindirmek için.

ama şu ana kadar çıkardığım ilk dersleri paylaşabilirim: "içip ağlamak, klozet tepelerinde kusmak için mahallenin sürekli gidilen -işletmecisi dahil herkesin tanıdık olduğu- barı tercih edilmemeli ve beyaz elbise giyilmemeli. regl sonrası hem de kesinlikle giyilmemeli -o elbisede var bir uğursuzluk zaten."
 

hade öptüm.
byess.
jk

Ağustos 11, 2012

carpe diem o zaman yahut seize the day!



Ağustos 7, 2012
02.48 am


evet... ben -ansızın- hayatıma giren birinden gerçekten etkilendim, hoşlandım. dokunmak, sesini duymak, dudaklarını hissetmek, mahrem anlarına tanık olmak, kokusunu duyumsamak, bıdı bıdı bir şeyler anlatan halini izlemek, aşama aşama aramızda bir güven inşa edişine "şaşkınlıkla" tanık olmak, yanında garip bir çekingenlik hissetmek, alışmaya çalışmak, ne düşünüp ne hissedeceğini "gerçekten" umursayıp bencilliklerimden sıyrılmayı denemek, dokunmak sarılmak isteyip bi' türlü becerememek, kamuya açık yerlerde her temas anında

kapının önüne koydum AMA KENDİMİ



 Ağustos 7, 2012
02.14 am

bitti. kötü bitti hem de. işe koyulurken verilen sözler, edilen büyük büyük laflar afiyetle yenilip yutuldu -bir kez daha- ve bir ilişki daha "officially" son buldu. "ben ne ilişkiler gördüm zaten yoktular," kabilinden bir ilişki... tekrar tekrar son bulup durdu hatta.

birlikte yaşadığımız süre boyunca -ki o hatayı ikinci kez tekrarlamamalıydım ama kalın kafalıyım tek seferde

Temmuz 16, 2012

central park vs bakırköy sahil

yattığım yeri tam 3 defa değiştirip evin içinde yatabileceğim her yerde birkaç saat buharlaştıktan sonra little cat b'nin mutfak tezgahından düşürdüğü tavanın sesiyle ok gibi fırladım yerimden. sıcağa little cat b'nin huysuzlukları da eklenince uykusuzluk beni gergin ve sinirli yaptı. saat 6'yı gösteriyordu ve saatin çalmasına henüz vardı. hızla giyindim, şapkamı bulamayınca da güneş kremini abartıp parlayan bir suratla çıktım dışarı.

ev arkadaşım bir king kong!


geceye sakin başladım (hah siz hep güne başlıyorsunuz di mi? yaa yaağğ). ben de sıradan insanlar gibi geceleri uyuyabilmek istiyorum ama olmuyor. 1 milyon kere filan yataktan "zınk" diye sanki hiç uyumamış dostlarla sohbetteymişçesine kalkıyorum. dün gece de benzer bir geceydi. tam dalmıştım ki çok sevgili ev arkadaşım sabrina gece 1'de çamaşır makinesi çalıştırdı. tabii bende bir asabiyet başgöstermedi, desem yalan olur. ama sakinleştirdim kendimi. tekrar uykuya daldım. ancak üstünden en fazla 20 dk geçmiş olacak -kısa

Temmuz 15, 2012

...

“my heart born naked
was swaddled in lullabies.
later alone it wore
poems for clothes.
like a shirt
i carried on my back
the poetry i had read.

bir 'timing' hatası ömrüm

al jazeera izliyorum. son zamanlarda ya al jazeera izliyorum ya türkçe pop şarkıları dinliyorum. mesela musatafa ceceli... (we love you and we watch you as a family! ahhhaaha!)

mustafa ceceli - bir yanlış kaç doğru

sık sık da benjamin button kılıklı yaşamıma, kişisel tarihime ilişkin düşüncelere dalıyorum. bunu yaparken kızımı baştan çıkarmaya çalışan erkek kedilerin camlarıma bıraktığı sürreal izlere bakıyorum. sıkıldım

Temmuz 10, 2012

yaşasın: negatif

kafamı kurcalayan bir mesele var. yaklaşık 48 saattir bilhassa üstüne düşünmeden edemiyorum. tabii buna dün akşam yaptığım internet araştırmaları da tuz biber oldu. 2 hafta önce yaşadığım mide yanmaları, sürekli bir uyku hali, sık idrara çıkma ve tutamama, büyüyen meme hareleri... tabii tüm bunlara dikkat kesilmeme neden olan 6-7 gün gecikmiş periyotlarım...

Temmuz 09, 2012

hayat hayalleri kirletti

hem çılgınca anlatmak istediğim, günleri gecelere geceleri sabahlara, yazarak bağlamak istediğim hem de ölümüne susmak istediğim şeyler var. hep vardılar.

bugün hayatım boyunca yazdığım pekçok öyküyü, denemeyi -ilkokulda lisede filan yarışmalara katıldığım kompozisyonlarım da dahil olmak üzere- kağıt atık kutusuna gönderdim. hatta ortaokuldayken editörlüğünü

Temmuz 07, 2012

önüm arkam sağım solum...


önüm arkam sağım solum kezban doldu bugün. zincir ev arkadaşımın kızkardeşinin yurttan oda arkadaşının da katılımıyla tamamlandı. offf... oturma odasına ilk girdiğimde dişi mi erkek mi olduğunu anlayamadığım, hem de temiz "k" sesi veremeyen ve arkadaşına "kanka" diye hitap eden, erkek gibi konuşan gülen ve görünen bir kızcağız var evimde tam şu anda. ve çirkin... (ben aslında kadınları hep -istisnasız- güzel bulurum, gerçekten çirkin olduğunu düşündüğüm nadir insanlardan biri!) ve daha da önemlisi kezban... ve ergen... hani hem yırtık

Haziran 27, 2012

"not check" list / ilişkilerde yapılmaması gerekenler

kadın erkek ilişkilerinin hem aslında "unique" hem de birbirinin aynı olduğunu bilirim. başkalarının ilişkileri hakkında atıp tutmanın ne kadar yersiz olduğunu da... insan eleştirdiğini yaşamadan ölmezmiş, derler ya hani, bugüne dek eleştirdiğim hemen her şeyi özellikle kadın erkek ilişkilerinde bizzat tecrübe ettiğim için artık bu konuda ağzımı açmıyorum. ancak yine de bir tür king kong olan ev arkadaşımı -bu defa bir dişi kişi ve evet yine taşındım- birkaç gündür kadın erkek ilişkileri konusunda gözlemliyorum ve nasıl bu kadar başarılı bir "kezban" olabildiğine şaşıp kalıyorum her defasında.

Haziran 03, 2012

pulling theet mi? ooooooov yoooooooo


 http://berlin.cafebabel.com/en/post/2008/04/05/Warum-deutsche-Manner-nicht-flirten

göksel-uzaktan

german guy'dan sonra ve artık hemen hiç şansımız kalmamışken bu yazıyı bulduğum için her ne kadar üzgün olsam da aydınlandığım için mutluyum. bir kere ilk adımı kesinlikle atmazlarmış. ne yani? ilk adımı ben mi atacağım? aslında ben baştan çıkarmayı severim, öyle gücümün uzanabildiği yerleri görmek hoşuma gidiyor

Mayıs 26, 2012

german guy

yazmaya ihtiyacım var bu gece. sınav arefesi... tipik öğrenci triplerindeyim galiba. her neyse... fakültede bir erasmus öğrencisi ile -ben ona german guy diyorum- lise yıllarımdaki gibi bakışmalı bir "pre-relation" yaşadım. kendimle ve hayatımı düzene sokmaya çalışmakla o kadar meşguldüm ki bir türlü tanışmaya fırsatım olmadı. halbuki çok kez önümde arkamda filan oturdu. şimdi tabii sınav dönemi geldi ve pek ortak dersimiz de yok ve sanırım onu gitmeden önce en fazla 2-3 kez daha görebilirim. en azından birbirimizin e-mail