Mayıs 26, 2011

Götü açıkta kalmak I

Rüyamda son dönem çok popülerleşen dizi oyuncularından biriyle uygunsuz hallerde gördüm kendimi. Hem de insan trafiği açısından gayet işlek bir yerdeki cam bir fanusun içinde... Rüyamda bu durum bana hiç tuhaf gelmediği gibi insanlar memelerimi görecek, endişesi yaşıyordum sadece. Sanki durum yeterince tuhaf değilmiş ve umuma açık yerlede, sevişirken görülmenin bir önemi yokmuş ve sevişirken sadece memeler görünürmüş gibi... Yani götümün derdine düşeceğime... Ahahaha! Yuh diyorum kendime... Götüm açıkta kalmış yine...

Mayıs 23, 2011

Yazmalı mı yazmamalı mı?

Boş yere mi uğraşıyorum yoksa?

Belki de annem haklı ha?

Belki de ergenliğin verdiği deli cesaretiydi benimki. Boş yere yıllarımı tükettiğim hissinden alıkoyamıyorum kendimi.

Yazmak başlangıçta sadece çocukça bir eğlenceydi benim için. O çocukça eğlencenin ne zaman bir amaca dönüştüğünü asla fark etmedim. Hâlâ daha, ne zaman genetik mühendisi olmaktan vazgeçtim de bugünlere geldim, bilmiyorum. Önceleri yetenekli olduğuma gerçekten inanıyordum. Hatta 'bu iş için yaratılmışım ben'e kadar götürdüm işi. Tabii vasat arkadaşlar arasında parlayan bir mücevher gibiydim. Süperdim, şahaneydim. Ancak hayat o kadar anlayışlı ve süper değildi, hatta o kadar adaletsizdi ki çok çalışmanın çoğu zaman hiçbir anlamı yoktu. Sonraları 'para kazanma' telaşına düşünce -bu telaşa neden bu kadar erken düştüm, onu da bilmiyorum- çok çalışmayı da para kazanmayı da beceremedim ve daha pek çok şeyi de aslında. Geriye bir tek yapabildiğimi sandığım 'yazmak' kaldı. Bir de onlarca sene yaza yaza defterler tükettiğim günlükler, sağa sola saçılmış kağıtlar, üstüne -kimbilir nerelerde- notlar yazılmış mendiller, birkaç word dökümanı falan...

Ailem -ortasınıf ailelerin adeti olduğu üzere- beni asla desteklemedi bu konuda. Tabii ufak tefek başarılar karşısında memnun olsalar da onlar için asla bir anlam ifade etmedi yazma çabam. Daima ergenlik gibi gelip geçici bir evre olduğunu düşündüler. Alt orta sınıf için, memur çocukları için sanat ya da yetenek bir tür anarşiden ötesi olmadı hiçbir zaman. Düzeni bozmaya, ailenin senin için öngördüğü geleceğe karşı koymaya kimsenin hakkı yoktu. İşin içine sanat girdiği zaman eğitim için harcanan zaman ve paranın heba olabilme olasılığı gün yüzüne çıkardı. Riskti bu. Oysa hayat risk almadan, daha az yıpranarak -bir kadın için yıpranmak elbette önemli, hatta bir erkek için olduğundan daha önemli, en azından evlenip çocuk yapana dek- ailenin öngördüğü gibi daha kolay ve daha tasasızdı.

Nitekim hiç gelmem sandığım bir yaşta hiç gelmem sandığım bir noktada çevremde kimse olmaksızın yapayalnız bekliyorum işte. Sağa sola bakınıyorum. Başıma gelenlerden kimseyi sorumlu tutmuyorum zira başarısız olma ihtimalini hiç hesaba katmadan giriştiğim bu işte hesaba katmadığım daha nicelerini gördükçe gözüm korkuyor. Çok zamanımın kalmadığını da hissediyorum. Sonuçta daha ne kadar direnebilirim ki annemin yakarışlarına? Ama bir taraftan da -iflâh olmaz bir ergenim ben, evet- bunca emeğin, çabanın,bunca feragat edişin bir anlamı olmalı, diyor içimdeki lanet olası "o" ses... Beni bu yollara sürükleyen ve yapayalnız kalmamın tek müsebbibi olan o "evil" ses...

Acaba artık haddim olmayarak giriştiğim bu işe bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor mu ne?

Çocukluk hayalleri... Ne güzeldir onlar. Keşke...

Mayıs 12, 2011

Ayrılsak da beraberiz ama nasıl?

Blogspot açılmış da haberim yok. Tabii bu süre zarfında verilecek havadisler birikti de birikti hatta bir kısmı beklemekten ekşidi bile.

Öncelikle uzatmalı sevgilim ilişkimiz tarihinde 2. kez ‘ex’ oldu. Bu defa kansız ve kolay oldu. Tabii ayrılmayı isteyen taraf ben olduğum için kan dökmeme gerek kalmadı da denebilir. Her neyse… Bu kısmını irdelemeyi sevmiyorum. 

Ayrıldık tabii ama nasıl bir ayrılık bu?

İşte ‘Ayrılsak da beraberiz’ tadında bir ayrılık… Her ne kadar bir elin beş parmağını geçmeseler de yakın arkadaş çevreme haberi verdiğimde yüzlerinde müstehzi bir tebessüm belirmedi değil. Olsun. Gene de ayrıldık. Şimdilik evi ayırmak için şartların olgunlaşmasını beklemek gerekiyorsa da yatakları ayırdık ve çük kadar evde birimiz salonda diğerimiz de tek malvarlığımız olan o göt kadar yatak odasında yatıyoruz. Her ne kadar ex sevgilim salonda yatma işini üstlendiyse de benim yine de gönlüm razı gelmedi ve yatak odasını birer hafta-dönüşümlü olarak kullanmayı önerdim. Şimdilik on güne varan ayrılsak da beraberiz sürecimiz ufak tefek kazalara karşın gayet olumlu bir biçimde ilerliyor.

Bu durum her ne kadar Little Cat B.yi pek memnun etmese ve düzeni bozulduğu için huysuzlaşmasına yol açsa da iş ortaklığını sürdürebilmemiz ve her şeyden önemlisi ‘dost’ kalabilmemiz için gerçekten gerekliydi. Yoksa yakında asla sonuçlanamayan ve sonuçlanması imkânsız olan sözlü münakaşalar birbirimizin ümüğünü sıkmaya varabilirdi. Kulağa korkunç geliyor, benim ilişkim asla bu hale gelmez gibi geliyor ama hiç de uzak değildi, kuvvetle muhtemel herhangi bir ilişki için de gerçekten hiç uzak değil her şeyin bir andan ters yüz olması. İnsan gerçekten ilişkinin o civcivli, heyecanlı, uyurken sevgiliyi sessizce izlemeli günlerini anımsadıkça yüreği burkuluyor ama yapacak bir şey yok. Ölen bir insanı hayata döndürmeye çalışmak gibi bir ilişkiyi kurtarmaya çalışmak. İlişkinin yaşı ne kadar küçükse biterken duyulan acı o kadar yakıcı… Zamanında iyi bakmadıysan ve karakterine saygı duymadıysan da suni teneffüs yaparken o kadar dönmemekte ısrarcı… Oldu da döndüyse asla eskisi gibi değil. Tıpkı beyne uzun süre oksijen gitmediği için dünyaya geri dönenlerde olduğu gibi hasarlı… Kalıcı hasarlı… Hem de beyinde…

Diyeceğim odur ki mirim, bitmiş bir ilişkiye tekrar başlamaya kalkışmak tecrübe etmeden öğrenilmesi, ders alınması mümkün olmayan bir hata… En iyisi mi şayet vaktinde müdahale edilebildiyse ve iki kişi arasındaki her şey nefrete dönüşmediyse yapılacak en iyi şey aradaki arkadaşlığı mümkün olan en az hasarla o ilişki sarmalının içinden çıkarıp kurtarmak… Zira özellikle uzun ilişkilerden sonra nasıl sudan çıkmış balığa dönülür, bilirim. Ayrıca onca zaman her şeyin paylaşıldığı en yakın dost, arkadaş, sırdaş bir sevgiliye değişilmemeli, derim.