Kasım 14, 2011

...

çok yalnızım dostlar... aldığım hiçbir karar ben dahil çevremdeki hiç kimseyi mutlu etmeye, tatmin etmeye yetmiyor. mesela çevremde aldığım kararlardan memnun olmayan, isteklerimi "ben olmasını istemiyorum," diye karşılamayan bir sevgilim vardı, o da eleştiri-sever koroya solo bir katılım gösterdi. zaten sevgilim konusunda kafam çok karışık...

Eylül 18, 2011

Değişim zamanı

Benim hayattaki en büyük tutkum yazmaktı. Hâlâ öyle mi, bilemeyecek kadar yorgun, küskün ve kırgınım. Kolay bir karar olmadı benim için; ancak en azından sırf beni mutlu ettiğinden yazmaya ve okumaya para ve zaman ayırabilmek için bile sektör değiştirmem gerektiği kanaatine vardım. Bu işlerle uğraşmaya başlayalı beri ben benlikten çıktım, ne fiziksel ne ruhsal ne de zihinsel açıdan eskiyle bir bağım kaldı. Fotoğraflardaki güler yüzlü, sevimli, şirin ve saf genç kadını artık aynaya baktığımda bulamıyorum.

Ağustos 27, 2011

Online alışverişe karşı mücadele

Bilet alma işini son ana kadar erteledim her zamanki gibi. Gitme vakti gelip çatınca da oturup müdavimi olduğum otobüs firmasının web sitesinden otobüs seferlerine bakmaya başladım. Tam umutsuzluğa düşmüş ve kendi firmamda bilet bulamayacağımı düşünmeye başlamışken şahane bir koltukta şahane bir saatte bilet buldum. Tek bir boş yer... Tabii hemen heyecanla bileti almak istedim ancak ve lakin online alışverişlere karşı güvensizdim. Ve fakat evden çıkıp firmanın yazıhanesine gidene kadar o biricik boş koltuk online

Ağustos 19, 2011

Dantelli çamaşır ne işe yarar?

İnternette takılıyordum. Sıradan uyku öncesi halleri... Kadın sitelerinde dolaşırken cinsellikle ilgili sayfalar dikkatimi çekti. Bir, iki derken "Öyle yapın da şöyle yapın," tavsiyeleri beni biraz gaza getirdi. Koltuğun diğer ucuna başını koymuş sevgilime göz ucuyla baktım. Aslında göz kapaklarım da ziyadesiyle ağırlaşmış olmasına ve kendimi yatak odasına ancak taşıyacak kadar kısıtlı miktarda enerjim kalmış olmasına karşın son gücümü ve enerji kırıntılarımı toparlayıp kendimi banyoya attım.

Ağustos 15, 2011

Votkam İstanbul ama sen beni kusma ne olur!

Uçları sıyrılmış ojelerimle, dantelli çorabımın üstüne giydiğim sandaletlerimle ve devasa büyüklükteki hasır şapkamla ısrarla tutuyorum İstanbul'un bir araya gelmeyen iki yakasını. Bırakmamacasına... Direnerek...

Nedense bu kentte hiç sular durulmuyor. Bana...

Ağustos 08, 2011

Bir sen misin akıllı?

Bir şeyler yazmak istedim. Zaten ne geldiyse başıma bu yazmak sevdasından geldi. Olamadım şöyle ailemin öngördüğü gibi "normal" bir yaşama sahip, yapması gerekenleri zamanı geldikçe tek tek yapabilen, normal bir insan...

Önünde sonunda duyacaktım bunları zaten, ya ailemden ya arkadaşlarımdan ya sevgilimden. Demek ki zamanı gelmiş, diye düşündüm sadece. Yakın bir arkadaşım vurdu gerçekleri sonunda yüzüme, tam olarak aklından geçtiği biçimde. Gayet netti cümle: "Josephine yüzlerce insandık fakültede bir sen mi akıllıydın, bu mu yani?" Yok aslında. Ben akıllı filan değildim, hâlâ da değilim. Ben sadece romantiktim, sadece daha

Ağustos 06, 2011

İnsan her yaşta sıkılır oysa

Mutsuzluktan ölmek üzereyim.

"Boş beleş bir film izleyeyim en romantik komedisinden," dedim. Can sıkıntımı katmerlendirmekten başka bir işe yaramadı. Bitiremedim de zaten.

Bütün günü uyuklayarak geçirdim.

Temmuz 26, 2011

Ağzını bozma, şşştt!

Ağzı bozuk bir bilinç dışı...

Sanırım bir insanın başına gelebilecek en korkunç şeylerden birini hem yaşadım hem yaşattım dün gece.

Sevgilim gece işleri bittikten sonra -saat 11 sularında- beni aradı. Sesi kötü geliyordu. Biraz üsteledim ve gelip beni evden almak istediğini, hazırlanmamı söyledi. Araya zaman sokmak ve duyguları da ilişkiyi de soğutmak gerektiğini düşündüğümden kendi evimde zaman geçirmeye özen gösteriyorum.Buna karşın hiç niyetim olmamakla yine de kabul ettim teklifini. Yanlış anlaşılmasın görmek istemediğimden değil ipin ucunu kaçırmak istemediğimden...

Temmuz 25, 2011

Konuşmaktan sevişemeyenler

Geçen haftayı yeni sevgilimin evinde geçirdim, yani iş saatleri dışında beraberdik. Cumartesi sabahı da kargalar bokunu yemeden kalktık. Onun çok entel işlerine yardım etmek maksadıyla kısa bir süre ben de Little Cat B’yi arabada bıraktım ve arabadan indim. (Nedense kedimi yanımda taşıdığımı vurgulama ihtiyacı hissettim.) 

Temmuz 22, 2011

sevgili süperegom ve ben

Evden oldukça mutlu çıkıp her akşam bu kadar mutsuzlaşmamın bir açıklaması olmalı. Aslında var, bal gibi biliyorum. Ama egom o kadar büyük ki kendime bile itiraf etmesi çok zor.

Temmuz 19, 2011

Married with Children / Evli ve Çocuklu

Yeni başlayan ilişkilerin "en" sıkıcı / sevimli -nereden baktığına göre ya da ruh haline göre değişir tabii- taraflarından biri çiftlerin karşılıklı birbirlerini sınayıp durması bence.

Tipik... Önce merak edilen ama sormaya da çekinilen, yanlış anlaşılmalara mahal vermesinden endişe duyulan ya da "daha erken" konularda oltaya bir yem takılır, sonra "hop" misina sulara bırakılır. Ardından kısa bir bekleyiş ve sonuç... İstanbul denizlerindeki balık miktarı ve türü yeterince azaldığından -bunda zamansız

Temmuz 18, 2011

Pipiriklenmek

Kesin ex-sevgilimin ahını aldım. Ya da bazı paranoyak arkadaşlarımın nazarına geliyorum. Şu ilişkiye başladım başlayalı kıl-yün-tüy tadında bir insan oldum. Valla naz filan yapmıyorum. Önce kukumda başlayan kaşıntı, şimdi dudağımda çıkan uçuk -ki ben daha önce hiç uçuk çıkarmamıştım- beni sonraki adımda bir apartmanın balkonundan tepeme saksı mı düşecek acaba, diye düşündürmeye başladı. Hay bin köfte...

Temmuz 16, 2011

Romantik Komedi "Overdose"

"Sevgili günlük" (diye girmek istedim konuya.)

Ex-sevgilimle ev arkadaşı olduğumu zaten biliyorsun. Normal şartlar altında "normal" bir insan önce ex-sevgilisini evden gönderir ve yeni birini sonra hayatına sokar, değil mi? İşte ben öyle yapmadım. Ex-sevgilimle ev arkadaşı ve iş arkadaşı olarak kalmaya devam edip bu sırada ortak çevreden başka biriyle sevişmeye başladım. İşte tümden gelimci bir yaklaşımla bakınca görüyoruz ki benim ne normal şartlarım ne de normal bir kişiliğim var.

Mayıs 26, 2011

Götü açıkta kalmak I

Rüyamda son dönem çok popülerleşen dizi oyuncularından biriyle uygunsuz hallerde gördüm kendimi. Hem de insan trafiği açısından gayet işlek bir yerdeki cam bir fanusun içinde... Rüyamda bu durum bana hiç tuhaf gelmediği gibi insanlar memelerimi görecek, endişesi yaşıyordum sadece. Sanki durum yeterince tuhaf değilmiş ve umuma açık yerlede, sevişirken görülmenin bir önemi yokmuş ve sevişirken sadece memeler görünürmüş gibi... Yani götümün derdine düşeceğime... Ahahaha! Yuh diyorum kendime... Götüm açıkta kalmış yine...

Mayıs 23, 2011

Yazmalı mı yazmamalı mı?

Boş yere mi uğraşıyorum yoksa?

Belki de annem haklı ha?

Belki de ergenliğin verdiği deli cesaretiydi benimki. Boş yere yıllarımı tükettiğim hissinden alıkoyamıyorum kendimi.

Yazmak başlangıçta sadece çocukça bir eğlenceydi benim için. O çocukça eğlencenin ne zaman bir amaca dönüştüğünü asla fark etmedim. Hâlâ daha, ne zaman genetik mühendisi olmaktan vazgeçtim de bugünlere geldim, bilmiyorum. Önceleri yetenekli olduğuma gerçekten inanıyordum. Hatta 'bu iş için yaratılmışım ben'e kadar götürdüm işi. Tabii vasat arkadaşlar arasında parlayan bir mücevher gibiydim. Süperdim, şahaneydim. Ancak hayat o kadar anlayışlı ve süper değildi, hatta o kadar adaletsizdi ki çok çalışmanın çoğu zaman hiçbir anlamı yoktu. Sonraları 'para kazanma' telaşına düşünce -bu telaşa neden bu kadar erken düştüm, onu da bilmiyorum- çok çalışmayı da para kazanmayı da beceremedim ve daha pek çok şeyi de aslında. Geriye bir tek yapabildiğimi sandığım 'yazmak' kaldı. Bir de onlarca sene yaza yaza defterler tükettiğim günlükler, sağa sola saçılmış kağıtlar, üstüne -kimbilir nerelerde- notlar yazılmış mendiller, birkaç word dökümanı falan...

Ailem -ortasınıf ailelerin adeti olduğu üzere- beni asla desteklemedi bu konuda. Tabii ufak tefek başarılar karşısında memnun olsalar da onlar için asla bir anlam ifade etmedi yazma çabam. Daima ergenlik gibi gelip geçici bir evre olduğunu düşündüler. Alt orta sınıf için, memur çocukları için sanat ya da yetenek bir tür anarşiden ötesi olmadı hiçbir zaman. Düzeni bozmaya, ailenin senin için öngördüğü geleceğe karşı koymaya kimsenin hakkı yoktu. İşin içine sanat girdiği zaman eğitim için harcanan zaman ve paranın heba olabilme olasılığı gün yüzüne çıkardı. Riskti bu. Oysa hayat risk almadan, daha az yıpranarak -bir kadın için yıpranmak elbette önemli, hatta bir erkek için olduğundan daha önemli, en azından evlenip çocuk yapana dek- ailenin öngördüğü gibi daha kolay ve daha tasasızdı.

Nitekim hiç gelmem sandığım bir yaşta hiç gelmem sandığım bir noktada çevremde kimse olmaksızın yapayalnız bekliyorum işte. Sağa sola bakınıyorum. Başıma gelenlerden kimseyi sorumlu tutmuyorum zira başarısız olma ihtimalini hiç hesaba katmadan giriştiğim bu işte hesaba katmadığım daha nicelerini gördükçe gözüm korkuyor. Çok zamanımın kalmadığını da hissediyorum. Sonuçta daha ne kadar direnebilirim ki annemin yakarışlarına? Ama bir taraftan da -iflâh olmaz bir ergenim ben, evet- bunca emeğin, çabanın,bunca feragat edişin bir anlamı olmalı, diyor içimdeki lanet olası "o" ses... Beni bu yollara sürükleyen ve yapayalnız kalmamın tek müsebbibi olan o "evil" ses...

Acaba artık haddim olmayarak giriştiğim bu işe bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor mu ne?

Çocukluk hayalleri... Ne güzeldir onlar. Keşke...

Mayıs 12, 2011

Ayrılsak da beraberiz ama nasıl?

Blogspot açılmış da haberim yok. Tabii bu süre zarfında verilecek havadisler birikti de birikti hatta bir kısmı beklemekten ekşidi bile.

Öncelikle uzatmalı sevgilim ilişkimiz tarihinde 2. kez ‘ex’ oldu. Bu defa kansız ve kolay oldu. Tabii ayrılmayı isteyen taraf ben olduğum için kan dökmeme gerek kalmadı da denebilir. Her neyse… Bu kısmını irdelemeyi sevmiyorum. 

Ayrıldık tabii ama nasıl bir ayrılık bu?

İşte ‘Ayrılsak da beraberiz’ tadında bir ayrılık… Her ne kadar bir elin beş parmağını geçmeseler de yakın arkadaş çevreme haberi verdiğimde yüzlerinde müstehzi bir tebessüm belirmedi değil. Olsun. Gene de ayrıldık. Şimdilik evi ayırmak için şartların olgunlaşmasını beklemek gerekiyorsa da yatakları ayırdık ve çük kadar evde birimiz salonda diğerimiz de tek malvarlığımız olan o göt kadar yatak odasında yatıyoruz. Her ne kadar ex sevgilim salonda yatma işini üstlendiyse de benim yine de gönlüm razı gelmedi ve yatak odasını birer hafta-dönüşümlü olarak kullanmayı önerdim. Şimdilik on güne varan ayrılsak da beraberiz sürecimiz ufak tefek kazalara karşın gayet olumlu bir biçimde ilerliyor.

Bu durum her ne kadar Little Cat B.yi pek memnun etmese ve düzeni bozulduğu için huysuzlaşmasına yol açsa da iş ortaklığını sürdürebilmemiz ve her şeyden önemlisi ‘dost’ kalabilmemiz için gerçekten gerekliydi. Yoksa yakında asla sonuçlanamayan ve sonuçlanması imkânsız olan sözlü münakaşalar birbirimizin ümüğünü sıkmaya varabilirdi. Kulağa korkunç geliyor, benim ilişkim asla bu hale gelmez gibi geliyor ama hiç de uzak değildi, kuvvetle muhtemel herhangi bir ilişki için de gerçekten hiç uzak değil her şeyin bir andan ters yüz olması. İnsan gerçekten ilişkinin o civcivli, heyecanlı, uyurken sevgiliyi sessizce izlemeli günlerini anımsadıkça yüreği burkuluyor ama yapacak bir şey yok. Ölen bir insanı hayata döndürmeye çalışmak gibi bir ilişkiyi kurtarmaya çalışmak. İlişkinin yaşı ne kadar küçükse biterken duyulan acı o kadar yakıcı… Zamanında iyi bakmadıysan ve karakterine saygı duymadıysan da suni teneffüs yaparken o kadar dönmemekte ısrarcı… Oldu da döndüyse asla eskisi gibi değil. Tıpkı beyne uzun süre oksijen gitmediği için dünyaya geri dönenlerde olduğu gibi hasarlı… Kalıcı hasarlı… Hem de beyinde…

Diyeceğim odur ki mirim, bitmiş bir ilişkiye tekrar başlamaya kalkışmak tecrübe etmeden öğrenilmesi, ders alınması mümkün olmayan bir hata… En iyisi mi şayet vaktinde müdahale edilebildiyse ve iki kişi arasındaki her şey nefrete dönüşmediyse yapılacak en iyi şey aradaki arkadaşlığı mümkün olan en az hasarla o ilişki sarmalının içinden çıkarıp kurtarmak… Zira özellikle uzun ilişkilerden sonra nasıl sudan çıkmış balığa dönülür, bilirim. Ayrıca onca zaman her şeyin paylaşıldığı en yakın dost, arkadaş, sırdaş bir sevgiliye değişilmemeli, derim.